Gören bir göz ağlayan bir kalbim oldu sonunda. Artık o soruyu sormuyorum, çünkü alacağım cevaptan korkuyorum. Ama yinede ‘ çok mu geç kaldık? ’
İnsanlar ilk çağlardan bu yana bir şeyleri merak ediyor, Ateş, ateşle gelen madencilik, bir zamandan sonra ateş yeterli olmuyor kömür; bir dönemin vazgeçilmez enerji ve ısı kaynağı ve onunda modası geçiyor. Daha büyük, sağlam eşyalar yapmak gerekiyor. Bunun için nükleer enerjiye geçiyoruz. Ya öyle çekimser bakmayın NÜKLEER ÖLDÜRMEZ…..
Karanlık devirlere dönem açıp kapıyoruz. Toprağı keşfediyoruz; ekiyoruz, biçiyoruz ticaret yapıyoruz bütün bunları yazıyoruz ve asıl tarihin başlangıcı sayılması gereken şeyi keşfediyoruz. “PARA “ Böylelikle daha çok çalışıyoruz, eziyoruz, eziliyoruz, kavga ediyoruz ve insanlık değerlerimizi kaybediyoruz. Sonra bir yardım sever çıkıyor bu böyle olmaz çıkarlarımızı böyle koruyamayız, size bir çoban lazım diyor ve bizler devletleşiyoruz. Toprakçılıkla yetinmiyoruz, bütün dünyayı fed etmeyi bir çatı altında yiyip içmeyi planlıyoruz, İmparatorlaşıyoruz.
Serin sulara açılıyoruz ‘orda bir köy var uzakta’ sloganlarıyla yeni kıtalar keşfediyoruz. İlk başta bunlara kendimizde inanamıyoruz sonra bir bakmışız geri dönmeye bile gereke duymuyoruz, sanki dönmek istesek de dönebilecek miyiz? O kadar benimsemişken. O güzel topraklardan pek çok cici buluyoruz, işletiyoruz ve kendimizi sınıflandırıyoruz.
Ama, Dünyanın yuvarlak olduğunu öğrenen insanoğlu durur mu hiç bundan sonra; artık imparatorlukları beğenmiyoruz. Bu güne kadar yaptıklarımızı yıkıyor, milletleşiyoruz ve bununla birlikte özgürleşiyoruz.
Yinede durmuyoruz ‘Artist Ne Arar La Bazarda’ demiyoruz. Yeni yeni pazarlar arıyoruz, bulamayınca da ailecek savaşıyoruz. Bir değil, iki değil, sıcak değil, soğuk değil hiç durmuyoruz.
Bizler merak ediyoruz, nerden geldik nasıl geldik, nereye gideceğiz diye kafa patlatıyoruz, yaşam mücadelesi veriyoruz. Doğada gezindikçe yeni şeyler keşfeder, buluşlar yaparız. Meraklarımız daha da artar. Bunlar tamamen masumca meraklar, kimse nerde başlayıp nerede biteceğini bilmez, tahribatın ne olacağını düşünmez, sadece meraklarını gidermeye çalışır. Aynştayn maddenin en küçük yapısı parçalana bilir niçin, sorusunu sordu ve yanıtını halen alıyoruz almaya da devam edeceğiz. Masumca başlayan merak ve geride bıraktığı yüzlerce ölü, yaralı, sakat ve …..
Gelişiyoruz saatler akıyor, dünya dönüyor, günler geçiyor, yeni buluşlar yapıyoruz, hayatımızı kolaylaştırıyoruz. Hep beraber rahat ve özgürce yaşamayı öğreniyoruz. Bu yönlerden bakınca hayat ne kadar güzel geliyor kulağa öyle değil mi?
Peki ya değerlerimiz, kaybettiğimiz duygular ve en önemlisi de Dünyaya yaptıklarımız? Dünya da boş durmayacak, tabiat ana da bunun karşılığını bize verecek, hem de en acımaz şekilde aynı bizim gibi…..
Hiroşima da bir çocuk ağlıyor yaralarından x ışını sızıyor. Afrika da genç bir kadın ağlıyor annesini arıyor, Peru’da bir çift göz kapanıyor, ya şuan Japonya da yaşananlar ve yıldızlar kayıyor ardından GÖZ yaşları akıyor akmaya da devam edecek.
Oysa ki yağmur ormanları artık ağlamıyor ORMANLAR ölüyor ve yıldızlar üzerimize birer birer yağıyor.