BİZ NEREDE YANLIŞ YAPTIK?

Okullardaki Şiddet Olayları ve Çözüm Önerileri

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde, hepimizin yüreğini sızlatan ve derin bir endişeye sürükleyen iki ayrı menfur saldırıyla sarsıldık. İlk olay, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşandı. Eski okuluna silahla giren bir öğrenci, yanına aldığı pompalı tüfekle rastgele ateş açarak 16 kişinin yaralanmasına neden oldu. ardından aynı silahla yaşamına son verdi.

Bu acı henüz tazeliğini korurken, ertesi gün Kahramanmaraş’tan gelen haber, yaşananların tesadüf olmadığını düşündürecek kadar sarsıcıydı. Bu saldırıda 8. sınıf öğrencisinin, emniyet mensubu olan babasına ait 5 silahı ve 7 şarjörü çantasına koyarak okula götürdü. Gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 1 öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybederken, 14 kişi de yaralanmıştı. Olayda saldırganın da intihar ettiği belirtildi.

Ne yazık ki bu olaylar, tekil vakalar olarak görülmeyecek kadar geniş bir sorunun parçalarıdır. Nitekim son dönemde okullarda yaşanan diğer şiddet olayları da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Mart ayında İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki bir lisede, öğrencinin üç kişiyi bıçakla yaralaması… Sivas’ta bir öğrencinin sosyal medya üzerinden okullara yönelik saldırı tehdidinde bulunmasının ardından güvenlik birimlerince yakalanması… Yine yakın tarihte sosyal medyada “okul savaşları” adıyla tehlikeli bir akım başlatan 67 kişinin gözaltına alınması, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.

Aslında tüm bu gelişmeler, uzun süredir sessizce büyüyen ve fark edilmeden ilerleyen bir tehlikenin habercisiydi. Görünmeyen bu dalga giderek güçlenmiş, artık kıyıya ulaşarak kendini açıkça göstermeye başlamıştır. Sosyal iletişim ağı sayesinde bu gibi üzücü durumlar anında yayılarak tüm öğrencileri ve ebeveynleri tedirgin hale getirdi maalesef.

OLAYLAR BU NOKTAYA NASIL GELDİ? BUNDAN SONRA NE YAPILABİLİR?

Öncelikle kabul etmek gerekir ki; okulda yaşanan şiddet olayları anlık güvenlik zaaflarının değil, birikmiş ihmal ve eksikliklerin sonucudur. Bu nedenle çözüm de sadece güvenlik önlemleriyle sınırlı kalmamalı. Bunun bir de eğitsel, psikolojik ve toplumsal boyutları değerlendirilmelidir.

Elbette güvenlik tedbirleri önemli ve kolluk kuvvetleri bu konuda üzerine düşeni yapacaktır. Ancak mesele, bu kadar basit bir çerçevede ele alınamayacak kadar derindir. Bu sebeple, naçizane düşüncelerimi bir vatandaşlık sorumluluğu olarak şu şekilde ifade etmek isterim:

Emniyet tedbirleri:

1. Okul giriş ve çıkışları daha hassas şekilde kontrol altına alınmalıdır:

Bu görev, nöbetçi öğrenci ya da öğretmenlere bırakılmamalı, eğitimli güvenlik personeli tarafından yürütülmelidir. Risk faktörü yüksek bölgelerdeki okullarda gerekirse Turnike ve X-Ray cihazları gibi sistemler konulabilir. (Olayların hemen ardından halkın endişesini yatıştırmak adına, geçici süreyle polis/asker bulundurulması caydırıcı olabilir.)

2. Okul çevresindeki güvenlik önlemleri artırılmalıdır:

Okul yönetimi ile emniyet birimleri arasında güçlü ve sürekli bir iletişim kurulmalı, çevrede gözlemlenen riskler zamanında ve doğru şekilde ilgili birimlere aktarılmalıdır. Kolluk kuvvetlerinin de belirli aralıklarla okullar bölgesinde devriye gezmesi caydırıcılığı artıracaktır.

Ancak şu unutulmamalıdır ki, okul çevresinde alınan önlemler sınırlı ve çoğu zaman geçicidir. Asıl çözüm, okulun içinde ve aile yapısında başlar.

Okulda Neler Yapılabilir?

1. Rehberlik hizmetlerinin daha aktif sunulması:

Bu vb. şiddet olaylarının çözüm noktasındaki en kritik ayağı okullar ve eğitmenlerdir. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli ve daha verimli hale getirilmelidir. Bu alanda görev alan öğretmenlerimiz bu işi sadece bir meslek, bir müfredat veya istatistik olarak değil, idealist bir sorumluluk bilinciyle yürütülmelidir. Bunun sorumluluğuyla sadece danışanlara değil, mevcut imkânlar dâhilinde tüm öğrenciler için öfke kontrolü, duygudaşlık, sosyal fobi, içe kapanıklık ve sağlıklı iletişim becerileri üzerine çalışmalar yapılmalı ve sorunlar büyümeden tespit edilmelidir.

2. Akran Zorbalığı:

Akran zorbalığına karşı sistemli mücadele programları oluşturulmalıdır. Sosyal medya kullanımı ve dijital riskler konusunda farkındalık artırılmalıdır. Bu çalışmalar, prosedür gereği yılda bir/iki kez verilen seminerlerle sınırlı kalmamalıdır. Belirli aralıklarla, ders niteliğinde ve süreklilik arz edecek şekilde uygulanmalıdır.

Aile İçi İletişim ve Rehberlik:

1. TV Dizileri ve Dijital oyunlar:

Aile boyutu ise meselenin en hassas ve en zorlu kısmıdır. Okullardaki şiddet ve akran zorbalığının, hatta öğretmenlere karşı sergilenen saygısızlığın temeli kanımca evlerde atılmaktadır.

Bu nedenle evde yapılabilecekler en az okul kadar belirleyicidir. Günümüzde çocukların şiddete eğilim göstermesinde televizyonlar ve dijital platformlar başroldedirler. Çünkü yayınlanan dizi filmlerin neredeyse %50’si şiddet içerikli %45’i ise ihtiras ve entrikadan oluşmaktadır. Çokların ve gençlerin beyninde şimşek gibi çakan bu dizilerle şiddetin sıradanlaştırılması, hatta kimi zaman “güç” ve “itibar” göstergesi olarak sunulması, çocukların zihninde yanlış bir rol model oluşturmaktadır. Aynı şekilde, kontrolsüz şekilde oynanan şiddet içerikli dijital oyunlar da bu eğilimi beslemektedir.

2. Eski öğretmen-öğrenci-veli iletişimini mumla arar olduk:

Günümüzde öğretmenler eski otoritesinden uzak, öğrenciler de eskiden yaşanan saygıdan bihaber… Veliler ise eğitimli, kültürlü ama ebeveyn olma yolunda genelde sınıfta kalıyorlar maalesef. Hani Hababam Sınıfındaki Mahmut Hocanın “Çocukların cebine 3-5 lira harçlık vermekle babalık/annelik olmuyor… bu karne onların değil sizlerindir” demesi günümüze acı bir tokat niteliğindedir.

Eskiden veliler, çocuklarını öğretmenine -eti senin kemiği benim- düşüncesiyle güvenle emanet ederlerdi. Öğrenciler de bu bilinçle öğretmeninin bir dediğini iki etmezdi. Bugün ise bazı veliler, çocuklarının saygısız tutumlarını görmezden gelmekle kalmayıp bunu adeta bir başarı gibi sunabilmektedir. Dahası, öğretmenin bazı uyarıcı, sözlü yaklaşımı karşısında veliler tarafından tepki gösterilmekte… Hatta cimere şikayet edip öğretmenlerin motivasyonun bozarak öğretmenliğinden soğutmaktadırlar. Durum böyle olunca, eğitim ortamındaki denge ciddi şekilde sarsmaktadır.

3. Suçlu öğrenci yoktur. Suçlu ebeveyn vardır.

Diyeceksiniz ki “Çok iddialı bir söz”… İnanı ben bu kanaatteyim. Çocukların başarısı bazen kendinden olabilir ama başarısızlığı tamamen anne babanın tutumuyla doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle ebeveynler, sadece denetleyen değil, aynı zamanda rehberlik eden bir rol üstlenmelidir. Çocukların izlediği içerikler ve oynadığı oyunlar takip etmeli, gerekli sınırlamalar getirmelidir.

4. Rehberlik :

Çocuklara rehberlik yapmak için önce kendimizi güncellemeliyiz. Çocuklar, kendilerine söylenenden çok, gördüklerini örnek alırlar. Bu yüzden ebeveynler, söyledikleriyle yaptıkları çelişmemeli, söylemlerinden çok davranışlarıyla yol göstermelidir. Bazen “Ne dediğin önemli olmayabilir ama Nasıl söylediğin bam teline dokunabilir” . Bazen de “Doğru söylemen yeterli olmayabilir ama söylediğini yapman, yaptığını söylemen daha etkili olabilir”

NETİCE İTİBARİYLE, okulda şiddeti önlemek, sadece bir kurumun ya da bir kesimin sorumluluğu değildir. Bu, okulun, ailenin ve toplumun birlikte üstlenmesi gereken bir sorumluluktur. Kalıcı çözüm ise ancak bu üç yapının aynı hedef doğrultusunda, bilinçli ve kararlı bir şekilde hareket etmesiyle mümkün olacaktır.