“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın; onlar zaten size benzeyeceklerdir. Siz kendinizi terbiye edin.”
Bu söz, eğitim dediğimiz yapının en çok göz ardı edilen yönünü açığa çıkarır. Çünkü biz eğitimi çoğu zaman okul duvarlarının içine sıkıştırılmış bir faaliyet sanıyoruz. Oysa çocuk yalnızca ders kitaplarının satır aralarında değil; evin mutfağında, akşam yemeğinde, anne-babanın birbirine bakışında, sabah telaşında ve hatta sessizlikte yetişir.
Bugün okullarda müfredatı güncelliyoruz, kazanımları yeniden yazıyoruz, ölçme-değerlendirme sistemlerini tartışıyoruz. Fakat bütün bu çabanın ortasında gözden kaçırdığımız bir şey var: Çocuğun hayatındaki en güçlü müfredat, ailesidir. Okulun verdiği bilgi, ailede karşılığını bulamadığında bir süre sonra buharlaşır. Tıpkı iyi yazılmış bir metnin yanlış bir ses tonuyla okunması gibi, anlamını yitirir.
Eğitimde yaşadığımız o tarif edemediğimiz “eksiklik hissi” belki de buradan geliyor. Sanki bir şeyler yapıyoruz ama tamamlanmıyor. Sanki bir devre kurulmuş ama bir yerlerde kaçak var. Enerji veriliyor, sistem çalışıyor gibi görünüyor ama sonuç istenildiği gibi değil. Patinaj yapan bir araç gibi; gürültü var, hareket var ama ilerleme yok.
Bunu görmek için büyük araştırmalara gerek yok. Bir akşam yemeği yeter. Baba, telefonda birine “Evde yokum de” der. Aynı masada oturan çocuk, o gün okulda dürüstlük üzerine bir metin okumuştur. Kimse ona yalanı öğretmez; ama o, yalanın nasıl işe yaradığını öğrenir. Ertesi gün öğretmeni “Doğru söylemek neden önemlidir?” diye sorduğunda, çocuk cevabı bilir. Ama inancı yoktur.
Bu yüzden asıl soru şudur: Biz çocuklara ne anlatıyoruz değil, onlar bizden ne öğreniyor?
Bir çocuk sabrı ders kitabında görüp evde tahammülsüzlüğe şahit oluyorsa; sınıfta dürüstlük konuşulup günlük hayatta küçük kurnazlıklar ödüllendiriliyorsa, eğitim yalnızca teoride kalır. Hayatla temas etmeyen bilgi, kalıcı iz bırakmaz.
Bu yüzden eğitim politikalarını konuşurken, aileyi sadece “destekleyici unsur” olarak görmek büyük bir eksikliktir. Aile, eğitimin merkezidir. Okul ise bu merkezin etrafında dönen, onu tamamlayan bir yapıdır.
Belki de yapılması gereken şey çok daha sade ama bir o kadar zordur: Yetişkinin kendini eğitmesi.
Çünkü çocuk, söyleneni değil; yaşananı öğrenir. Ve biz ne kadar inkâr etsek de, onlar bir gün bize benzeyeceklerdir.
Eğer aynada eğrilik varsa, çocuğun düzgün durmasını beklemek bir yanılgı değil, bir aldanıştır.
Ve gerçek şu ki:
Ayna kırıkken yapılan her eğitim, sadece kırığı çoğaltır.