POLİTİKA

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Samsun'da konuştu: 'Her türlü riske karşı ülkemizi hazırlıyoruz'

Samsun'da STK ve İş Dünyası Buluşması'na katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 'Güçlüysem istediğimi yaparım gibi bir anlayış maalesef dünyada hakim hale gelmiş. Savunma sanayimiz başta olmak üzere her türlü riske karşı da ülkemizi hazırlıyoruz' dedi.

Abone Ol

Samsun'da STK ve İş Dünyası Buluşması'na katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 'Güçlüysem istediğimi yaparım gibi bir anlayış maalesef dünyada hakim hale gelmiş. Savunma sanayimiz başta olmak üzere her türlü riske karşı da ülkemizi hazırlıyoruz' dedi.

Cevdet Yılmaz, AK Parti Samsun İl Başkanlığı tarafından Samsun Büyükşehir Belediyesi Şehit Ömer Halisdemir Çok Amaçlı Salon'da düzenlenen STK ve İş Dünyası Buluşması'na katıldı. Programın açılışında konuşan AK Parti Samsun İl Başkanı Mehmet Köse ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, katılımlarından ötürü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'a teşekkür etti. Sonrasında kürsüye çıkan Yılmaz, dünya ve Türkiye gündemi üzerine önemli açıklamalarda bulundu.

'Güçlüysem istediğimi yaparım gibi bir anlayış maalesef dünyada hakim hale gelmiş'

Dünya ekonomisinde değişmeler yaşandığının altını çizerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 'Dünya ekonomisi çok zorlu bir dönemden geçiyor. Dünyadaki büyümeler tarihi ortalamaların altında. Dünya ticareti bundan da daha kötü bir durumda. Geçmişte küresel, liberal, kurallara dayalı bir ekonomik ortam vardı. O ortamda genelde ticaret büyümenin çok üstünde gelişirdi. Büyüme işte yüzde dörtse ticaret yüzde altı artardı ortalama. Ama bugün geldiğimiz noktada büyüme aşağıya indiği gibi ticaret neredeyse büyümenin de altında bir gelişim sergiliyor. Korumacılık yükseliyor dünyada. Güç mücadelesi yükseliyor. Üretim büyük oranda Asya'ya kaymış vaziyette. Pandemi öncesi ve sonrası gelişmelere baktığınız zaman sanayi kapasitesi, imalat sanayi özellikle büyük oranda Asya'ya kaymış durumda. Çin neredeyse dünyadaki imalat sanayi kapasitesinin yüzde otuzunu tek başına temsil ediyor. Batıda ise sanayisizleşme dediğimiz bir süreç yaşanıyor. Hizmetlerin daha çok ön planda olduğu bir süreç yaşanıyor. Ama bir taraftan da yeni Amerika yönetimiyle Avrupa Birliği'ndeki yeni tartışmalarla farklı bir mücadelenin başladığını hep birlikte görüyoruz. Bazıları bunu kişisel özelliklerle de değerlendirebiliyorlar. Ben o kanaatte değilim. Tabii ki herkesin, her yöneticinin kendine göre özellikleri var. Renkli kişiliği olan yöneticiler var. Ama yapısal bir değişim, dönüşüm var. Dünya yeniden şekilleniyor adeta. Kartlar yeniden karılıyor. Böyle bir dünyadayız. Güç mücadelesi merkeze gelmiş durumda. Eskiden kurallar, hukuk, uluslararası kurumlar bir yere kadar etkili olabiliyordu. Ama şu anda güç mücadelesi her şeyin önüne geçmiş durumda. Güçlüysem istediğimi yaparım gibi bir anlayış maalesef dünyada hakim hale gelmiş durumda. Bunu siyasi meselelerde, gazetede de görüyoruz. Ekonomik meselelerde de görüyoruz. Dolayısıyla kıran kırana mücadele yaşanan bir dönemdeyiz dünya ölçeğinde. Bu da ekonomide belirsizlikleri arttırıyor. Riskleri yükseltiyor. Geçmişte sadece maliyet esaslı verilen kararlar artık güvenlik odaklı, dayanıklılık odaklı bazı tercihlere dönüşebiliyor. Dolayısıyla bunun farkında olmamız lazım. Buna göre kendimizi iyi konumlandırmamız lazım' diye konuştu.

'Son 6 yılda dünyanın 2 katı büyümüş bir Türkiye var'

Uluslararası arenada yaşanan olumsuzluklara rağmen Türkiye'nin dünyaya göre 2 kat daha fazla büyüdüğüne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 'Dünyada büyük bir teknolojik dönüşüm var. Yapay zeka başta olmak üzere bir taraftan da yeni teknolojiler, dijitalleşme, yeşil dönüşüm farklı bir gündem oluşturuyor tüm dünyada. Kalkınma stratejilerinin artık merkezine bu yeşil ve dijital dönüşüm gelmiş durumda. Daha sürdürülebilir bir yapı, enerjiyi daha verimli kullanan bir yapı, dijital teknolojileri her alana yapay zekayı uygulayan bir yaklaşım dünyada yine hakim hale gelmiş durumda. Dolayısıyla bu genel trendleri, genel gidişatı görerek ülkemizi, bölgelerimizi, şirketlerimizi konumlandırmamız gerekiyor. Biz de bu anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye olarak Türkiye ekonomisine kısaca baktığımızda pandemi öncesi ve sonrası bir tane rakam söyleyeceğim. Performansımızı bence gösteren önemli bir rakam. 2025 dönemi. Bakın bu altı yıllık dönemde dünya ekonomisi kümülatif olarak diyoruz. Birikimli olarak yüzde 18,8 oranında büyümüş. Altı yılda sadece yüzde 18,8 olmuş. Türkiye ekonomisi aynı dönemde 100 iken 134.8'e yükselmiş. Yani bizdeki kümülatif artış yüzde 34.8, dünyada 18.8 olmuş. Şimdi başarıyı neye göre ölçeceğiz? Her dönemin şartları var. Dünyanın çok iyi olduğu, bütün şartların iyi olduğu bir dönemdeki başarı kriteriyle böyle olmadığı bir dönemdeki başarı kriteri aynı olamaz. Dünyanın iki katı kadar aşağı yukarı son 6 yılda büyümüş, kapasitesini geliştirmiş bir Türkiye var. Özellikle sanayi alanında. Avrupa'da bazı ülkeler hala pandemi öncesi kapasiteye gelebilmiş değiller. Üretime ulaşabilmiş değiller. Sanayiden bahsediyorum. Bizdeyse neredeyse yüzde 30 kapasite ve üretim artışı söz konusu. İşte bunu kalıcı kılmamız, sürdürülebilir kılmamız ve verimli bir şekilde geleceğe taşımamız gerekiyor' şeklinde konuştu.

'Türkiye ekonominin en üst liginde bir oyuncu haline geliyor'

Ülke olarak ekonomide üst lige çıkmak üzere olduklarını ifade eden Cevdet Yılmaz, şöyle devam etti:

'Yine büyümemiz devam ediyor. Ticaretimiz artmaya devam ediyor. Son 23 yılda dünya ortalama yüzde 3,5 büyürken biz ortalama yıllık 5,3 oranında büyümüşüz. AK Parti'nin Cumhur İttifakı'nın olmadığı dönem 2000'ne gittiğimiz zaman Türkiye dünyanın 21. büyük ekonomisiymiş. Nominal dolar bazında bugün 16. büyük ekonomisi konumunda. Satın alma gücü paritesi diyoruz. Bunu bizim yaptığımız bir hesap değil. İşte Uluslararası OECD, Dünya Bankası, IMF gibi kurumlar hesapları yapıyorlar. Bu hesaplara göre geçen yıl itibariyle dünyanın 11. büyük ekonomisiyiz satın alma gücüne göre. Bu yarışta belli bir yere gelmiş durumdayız. Kritik bir noktadayız. Geçen sene itibariyle 1,6 trilyon doları aşmış bir milli gelir büyüklüğümüz var. Kişi başına gelirimiz 18 bin doları aşmış durumda ve Türkiye artık bu en üst ligde ekonominin en üst liginde bir oyuncu haline geliyor. Bu çok önemli. Yeni bir hamleye, yeni bir sıçramaya ihtiyacımız var. Son 23 yılda alt orta gelirden üst gelire doğru geldi Türkiye. Belli bir yere geldi. Altyapı kim ne derse desin, yollarıyla, altyapısıyla, sağlığıyla, eğitimiyle, üniversiteleriyle, AR-GE'siyle demokrasisini vesayetçi bir sistemden normal bir demokrasiye dönüştürerek hukuk kurallarını geliştirerek çevresel standartlarını, tüketici standartlarını geliştirerek bir yere geldi. Şehirleşmemiz belli bir yere geldi. Bir yeni hamle yapmamız gerekiyor. Çok daha üst bir lige ülkemizi taşımamız gerekiyor. Tarihimize yakışan da budur. Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir devlet değil. Bu ülke sıradan bir ülke değil. Çok farklı bir tarihten gelen bir ülkeden bahsediyoruz. Çok farklı sorumlulukları olan bir ülkeden bahsediyoruz. Dolayısıyla bize yakışan en üst ligde olmaktır. Bu da kolay bir iş değil elbette. Hep birlikte büyük emek sarf ederek, çaba sarf ederek bunu başarmak durumundayız. Kamusuyla, özel sektörüyle, sivil toplumuyla birlikte.'

Dünyadaki gelişmelerin yanı sıra Türkiye'yi ekonomik olarak etkileyen olayları da değerlendiren Yılmaz, 'Son dönemlerde büyük olaylar yaşandı. Deprem yaşadık her şeyden önce. Çok şükür bu depremin yaralarını sarmış durumdayız. Az bir şey kaldı. Onlar da toparlanıyor. 100 milyar dolara yakın bir kaynağı deprem için depremin yaralarını sarmak için kullandık. Kolay bir iş değil. Bütçemiz üzerinde ekstra büyük bir yükü çözmüş durumdayız. Son dönemlerde kur korumalı mevduat vardı biliyorsunuz. O tamamen artık tasfiye edilmiş oldu. Çok az bir bakiyesi var. O da sembolik. Dolayısıyla o mekanizmalardan da çıkmış durumdayız. Şu anda amacımız ülkemizin özellikle finansal istikrarını korumak, enflasyonu düşürmek ve sürdürülebilir bir büyüme ortamını tesis etmek' ifadelerini kullandı.

'Savunma sanayimiz başta olmak üzere her türlü riske karşı da ülkemizi hazırlıyoruz'

Barıştan yana bir politika yürüttüklerini ancak her durum karşısında tedbir aldıklarını belirterek savunma sanayi yatırımlarından da bahseden Yılmaz, 'Bu senede tabii çok önemli gelişmeler yaşandı. Bölgemizde büyük bir savaş yaşandı ve tahmin edilenin de ötesinde uzun süren bir savaş ortamı oldu. Bu ortam sadece insani maliyetler üretmedi. Ekonomik ve çevresel olarak da büyük maliyetler üretti. Dünya lojistiğini etkileyen, sadece bölgemizi değil, dünyayı etkileyen, küresel ekonomiyi etkileyen boyutlar kazandı. Petrol ve enerji fiyatları üzerinden, gübre fiyatları üzerinden, lojistik ve finansal maliyetler üzerinden tüm dünyayı etkileyen bir savaş ortamından geçiyoruz. İnşallah bu bir an önce sona erer. Türkiye Cumhuriyeti olarak etrafımızdaki bu ateşe karışmadığımız gibi, bulaşmadığımız gibi bunların bu ateşin sönmesi için diplomasinin tüm imkanlarını kullanıyoruz. Kullanmaya devam edeceğiz. Biz barıştan yana bir ülkeyiz. Ama bir taraftan da elbette savunma sanayimiz başta olmak üzere her türlü riske karşı da ülkemizi hazırlıyoruz. Güçlü bir şekilde konumlandırıyoruz. Sadece bölgemizde değil tüm coğrafyamızda, etrafımızda barıştan yana, diplomasiden yana bunu önceleyen bir tavır ortaya koyuyoruz. Bunu Kafkaslarda da yapıyoruz. Afrika'da da yapıyoruz. Kendi yakın coğrafyamızda da aynısını yapıyoruz. Buna mukabil istikrarsızlık üreten, kaos üreten, bunun üzerinden siyaset yapan ülkeler olduğunu da görüyoruz bölgemizde. Bunlar kazanamayacak inşallah. Türkiye Cumhuriyeti doğru bir politika yürütüyor. Cumhurbaşkanımızın tecrübeli, dirayetli yönetimiyle hem ülkemiz için hem bölgemiz hem de küresel barış için çok önemli çabalar sarf ediyor. Savaşın ekonomik maliyetleri de oldu. Burada da iki şey yaptık. Birincisi İran'la ilgili savaş etkilerini sınırlamaya çalıştık. Hemen başından itibaren finansal bazı tedbirler aldık. Enerji fiyatlarının iç dünyamıza, tüketicilere yansımasını sınırlamak için eşel mobil dediğimiz sisteme geçtik. Bütçe olarak gerçekten bu bedeli ödedik ama enflasyonist etkisini sınırlamış olduk savaşın. Büyüme etkisini de sınırlamış olduk bir taraftan. Çünkü hem büyümeyi aşağı çekiyor, enerji fiyatlarının yükselmesi, maliyetleri arttırıyor hem de enflasyonist etkisi var. Dolayısıyla bu fedakarlığı bütçemiz yapmış oldu. Gübrede yine benzer tedbirler aldık. İşte ihracatı yasakladık. İthalatı serbestleştirdik. Stoklarımızı değerlendirdik. Dünyada bu savaş nedeniyle açlık riskiyle karşı karşıya kalan ülkeler olacağı söyleniyor. Özellikle Sahraaltı Afrika sırf bu gübredeki meselelerden dolayı. Ama çok şükür Türkiye hem enerjide hem gübrede hem diğer girdilerde arz problemi yaşamadı. Arz sistemimizi son 20 yılda çeşitlendirdiğimiz için farklı kaynaklardan girdi temin eden bir ülke olduğumuz için de şanslıyız gerçekten. Fiyatlardan etkilendik belki ama bir arz sıkıntısı yaşamadı ülkemiz. En pahalı enerji malum olmayan enerji. En pahalı gübre olmayan gübre. Dolayısıyla böyle bir sıkıntı yaşamadı ülkemiz. Yaşamayacaktı Allah'ın izniyle. Fiyatlardan elbette etkileniyoruz. Onu da aşağıya çekmek için gayret ediyoruz. Etmeye devam edeceğiz. İnşallah güzel bazı sinyaller var son günlerde. Barışın sağlandığını, bölgemizde istikrarın güçlendiği bir dönemde görürüz. Bunun da tabii bu sefer tersine olumlu yansımalarını hep birlikte yaşarız diye inanıyorum' açıklamasında bulundu.

'Terörsüz Türkiye süreci önemli, güven ve huzurun olmadığı yerde kalkınma da demokrasi de olmaz'

Terörün olduğu bir ortamda kalkınmanın da demokrasinin de mümkün olmadığının altını çizen Yılmaz, ayrıca şunları söyledi:

'Bir taraftan son derece önemli bir istikamet almış durumdayız. Bir istikrarla yolumuza devam ediyoruz. Bunu Allah'ın izniyle hiç kimsenin bozmaya gücü yetmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Yüzyılı'nda çok daha büyük hedeflere yürüyecek. Bu çerçevede özellikle huzur ve güven ortamımızı pekiştirecek Terörsüz Türkiye sürecinin de altını çizmek isterim. Yıllar yılı büyük bedeller ödedi ülkemiz. Büyük kaynaklar israf edildi. Burada terörün bir iki maliyeti var. Bir doğrudan maliyet bir de ekonomik tabirle alternatif maliyet. Yani terör var diye yapılamayan işlerin ortaya çıkardığı maliyet. Bu en az 2 trilyon dolar, en az. Çeşitli hesaplamalar yapılıyor. Bence bazı şeyleri de hesaplayamıyoruz. En az 2 trilyon dolarlık bir kayıptan bahsediyoruz. Türkiye inşallah kalıcı bir şekilde bu terör belasından kurtularak kaynaklarını kritik alanlarda değerlendirerek kalkınma sürecini çok daha üst noktalara taşıyacak. Uzun yıllar Kalkınma Bakanlığı yaptım ben. 7 yıldan fazla. Şunu biliyorum. Güven ve huzurun olmadığı yerde kalkınma olmaz. Demokrasi de olmaz. Demokrasinin ve kalkınmanın gelişebilmesi için güvenlik ortamı ve huzur ortamı olacak. Kimse riskli bir ortamda yatırım yapmaz, turizm gelişmez, hayvancılık gelişmez, ticaret gelişmez. Dolayısıyla huzur ve güven ortamı kalkınmanın da temelidir. İnşallah önümüzdeki süreçte kalıcı bir huzur ortamında kalkınmamızı da kalıcı bir şekilde sürdüreceğiz.'

Yılmaz'ın Samsun'daki programına ayrıca AK Parti Samsun milletvekilleri Yusuf Ziya Yılmaz, Çiğdem Karaaslan, Orhan Kırcalı ve Ersan Aksu, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili İlyas Topsakal, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, STK temsilcileri ve iş adamları katıldı.