1960 ve 1980 ihtilal ve darbeleri ülke genelinde büyük etkiler oluştururken mağdurlar arasında Rizelilerde yer alıyordu.

DARBECİ PAŞA’NIN DAYATMASI VE İSTİFA

Fatih Sultan Kar, 1980 darbesinin Tayyip Erdoğan'ın futbol hayatının da sonunu getirdiğini ifade ederek, "Araştırmalarımda ulaştığım bilgilere göre, 1980 darbesinin ardından İETT'nin başına bir albay atanıyor. İETT'de çalışan ve aynı zamanda takımda futbol oynayan Recep Tayyip Erdoğan ise bu sırada sakallı. Albay, 'ya sakalını kesirsin ya da takımdan ve kurumdan gidersin' ifadesini kullanıyor. Bunun üzerine Tayyip Erdoğan bu dayatmaya boyun eğmemek için takımdan ve kurumdan ayrıldı. İstifa dilekçesine ise, 'Özel bir şirkette iş bulduğum için ayrılıyorum' yazdı" dedi. 1980 yılındaki İETT takım kadrosunun fotoğrafında, futbolculuk hayatını bitirmesine, hem de İETT'den ayrılmasına neden olan sakallı haliyle Başbakan Erdoğan göze çarpıyor. Erokspor ve Camialtı futbol takımlarında santrafor olarak forma giyen Fenerbahçe’ye transferi gündeme gelen Erdoğan'ın başarılı futbol hayatı bu şekilde son buluyor.

YÜREĞİ AĞZINDA OĞLUNU BEKLİYORDU

İETT’i ve futbolu bırakan Erdoğan artık siyasete ağırlık verir. 1976'da 22 yaşındayken MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı'na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı'na seçilir. 1980 yılına kadar partideki görevlerini sürdürürken, siyasi partilerin askeri darbeyle kapatıldığı 12 Eylül 1980 döneminde, özel sektörde bir süre müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı. Refah Partisi'nin 1983 yılında kurulmasıyla siyasete geri dönen Erdoğan, 1984 yılında Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında Refah Partisi İstanbul İl Başkanı ve Refah Partisi MKYK üyesi olur. Ülkenin çalkantılı yıllarına şahitlik eder. Ve o süreçte siyasetin ta içinde yer alır. Merhum Annesi Tenzile Erdoğan o süreci şöyle dile getirmişti: “Evimizin iki tarafı balkondu. Bir tarafa çıkarım silah sesleri: Gır, gır... Diğer tarafa çıkarım gene aynı: Gır, gır... Yüreğim ağzımda bekliyordum Tayyibimi... Her gece sabahlara kadar gözümü kırpmadan beklerdim onu. Sanki ondan kötü haber gelecek sanırdım. Ama o, ne kadar gitme desem de, dinlemez inandığı davada mücadelesine devam ederdi.” Tenzile Erdoğan aynı röportajda “Oğlum o gün bugündür aynı koşturmacayla gidiyor. Doğru düzgün bilmemki bizimle uzun uzun otursun. Biz de belki bir cumartesi-pazar evde durur diye hala bekliyoruz” diyerek oğluna olan özlemini dile getiriyordu.

AHMET TEVFİK İLERİ: SAVCI BAŞIMIZLA OYNAMAKTAN HOŞLANIYOR

Milli Türk Talebe Birliği başkanlığını yaptı. Öğrenciliğinde Bulgar gençleri tarafından Razgrad Türk Mezarlığı’nın tahribinin protestosu, Türkçe'nin daha yaygın bir şekilde kullanılması, yerli malına gerekli önemin verilmesi gibi amaçlarla miting ve gösterilerin yapılmasına öncülük etti. İstiklâl Marşı çalınırken ayağa kalkılması, 16 Mart günleri Çanakkale Şehitleri'nin anılması gibi gelenekler onun bu dönemdeki öncülüğünde başladı. Ömrünü Türk Gençliğine adadı. Milletvekilliği ve bakanlıkları sırasında adaletten ayrılmadı. 27 Mayıs 1960 yılında yapılan darbenin ardından diğer arkadaşları gibi Rize Hemşin’li Ahmet Tevfik İleri de Yassıada Mahkemesi’nde yargılandı. Savunmasını, "Ölüm belki de kurtuluştur. Memleketin huzuru benim ölümüme ve hapishanelerde çürümeme bağlıysa kararınızı böyle verin. Memleketimin hayrı için buna da razıyım." sözleriyle bitirdi. Bu göstermelik mahkemedeki duruşunu savunması sırasında söylediği şu sözleri belirliyor :”Başsavcı başımızla oynamaktan hoşlanıyor. Varsın oynasın. Onun peşinde değiliz ama şeref ve namusumuzla oynamasına asla müsaade etmeyeceğiz. Son nefesimizde dahi namuslu olduğumuzu iddia edeceğiz ve ispat edeceğiz.” Ömür boyu hapis cezasıyla Kayseri Bölge Cezaevi’ne yollandı. Burada hastalanması üzerine Ankara Hastanesi’ne kaldırıldı. 31 Aralık 1961’de vefat etti.

MEHMET ALİ KUMBASAR: ÖNCE BENİ TUTUKLAYIN

1960 ihtilalı sonrasında Rize’de Demokrat Parti’lilerin tutuklanmaya başladığını duyan ve Rize’de söz sahibi olan CHP Rize İl Başkanı Mehmet Ali Kumbasar yerinden fırlıyor ve atama ile görevlendirilen yöneticilere “Rize’de bir tek Demokrat Parti’liye dokunacaksanız önce beni tutuklayın diyor. Yıllarca rakip olarak mücadele ettiği kişileri bu denli savunan Kumbasar sayesinde Rize’de tek bir Demokrat Parti’li tutuklanmıyor

CEZAEVİ ÖNÜNDE BİR ÇOCUK AHMET MESUT YILMAZ

Yusuf İzzet Akçal Yassıada’daki sınırlamalar Kayseri'ye gönderilince kalkmış, Ahmet Mesut Yılmaz'a amcasını aylar sonra yeniden görme fırsatı doğmuştu. Yılmaz, Kayseri Cezaevi'nin kapısında kuyrukta beklerken annesine dönüp:“İlerde beni de böyle ziyarete geleceksiniz” demişti. 27 Mayıs'ı, "düşükler" cephesinde yaşamak sıkıntılı bir du¬rumdu. 14 yaşındaki Yılmaz’da derin bir yara almıştı. Amcası İzzet Akçal onun için özel bir insandı. Küçük yaştan itibaren onunla alabildiğine içli dışlı olmuş, en az babası kadar yakın bilmişti amcasını. 10 Kasım 1961 tarihinde Kayseri Cezaevi'ndeki amcası Yusuf İzzet Akçal’a "Kayseri'ye Sesleniş" başlıklı bir şiir gönderir

Türkçülük aşkıyla coşup, taşanlar

Vatana, millete, hakka koşanlar

Aşılmaz dağları bir bir aşarlar

Bu yol da tükenmez, bitmez amcacığım.

Zindan bize tesir etmez amcacığım

Yağsın varsın üstümüzden belâ yağmuru

Doğruların nasibidir bu İmanı tam olanlar bir koca suru

Birgün gelir elbet yıkar amcacığım

Hakikat meydana çıkar amcacığım.

OSMAN BÖLÜKBAŞI VE İNÖNÜ

Talat Aydemir, 22 Şubat 163 tarihinde darbe girişiminde bulunmuştu. O tarihte Rize’de miting yapan Türkiye'de gelmiş geçmiş en büyük hatiplerden birisi olan Osman Bölükbaşı ( MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı’nın babası) İsmet İnönü Hükümeti’nin icraatlarını yerden yere vurmuştu. İnönü’yü sert bir dille saatlerce eleştirmişti. Akşam saatlerinde radyolarını açanlar Talat Aydemir'in ihlal teşebbüsünde bulunduğunu ve radyo evini işgal ederek anons yaptığını duydular. Osman Bölükbaşı yerinden kalkıp "Paşa konuşunca her şey yoluna girdi demektir." diyerek merdivenlere yönelince dayanamayıp "Sayın Bölükbaşı sabahleyin iki saat konuşup veryansın ettiniz" deyiverdiler. Durdu ve "Siyaset evladım Siyaset" dedi.

ÖLÜM CEZASINA ÇARPTIRILDI

27 Mayıs 1960 sabahı başkanlığını Orgeneral Cemal Gürsel`in yaptığı ve Milli Birlik Komitesi (MBK) adı altında toplanan bir subay grubu, Türk Silahlı Kuvvetleri adına ülkenin yönetimine el koyuyordu.O sırada Kavrakoğlu, Demokrat Parti Haysiyet Divanı Başkanlığı görevinde bulunuyordu. Demokrat Parti yöneticileri yargılanmaya başlamıştı. Osman Kavrakoğlu önce ölüm cezasına çarptırılmış, ardından cezası 15 Eylül 1961 gün ve 75 numaralı kararla müebbet ağır hapse çevrilmiştir.1965 yılında aftan yararlanarak serbest kalan Kavrakoğlu, ömrünüm son yıllarında Armatörler Birliği Hukuk Müşavirliği görevini yürütüyordu. 1989 yılında Rize Vakfının kuruluşunda büyük katkıları olmuştu. Eşi Zehra Hanım, oğlu Nihat ve kızı Zeynep’le örnek bir aile yaşantısı olan Kavrakoğlu, 02 Mayıs 1995 tarihinde aramızdan ayrıldı.

Tuncay Mataracı : Mason olsaydım bu acıları çekmezdim

12 Eylül 1980 darbesi sonrası yargılanan ve uzun süre hapis yatan Tuncay Mataracı, ilk çocuğu ilkokuldan mezun olurken, o da oradan diploma alır. Daha sonra YSE Müdürlüğü'nde çalışmaya başlar. Beden terbiyesi bölge müdürlüğü yapar. Milletvekili olacağı 1977 yılı seçimlerine kadar 10 yıl boyunca da AP Rize İl Başkanı olarak siyasetin içinde olur. Daha sonra 11'lerden biri olarak Ecevit Kabinesi'nde Gümrük ve Tekel Bakanlığı'nı yürütür. 12 Eylül'den sonra Yüce Divan'da yargılanır. Mahkûm olur. 1990 senesinde çıkar. Hacca gider. Zamanını artık eş-dost muhabbetleri ile geçiren Tuncay Mataracı, son yıllarda Türkiye'de açığa çıkan, başta bankaların içinin boşaltılması gibi hadiseler olmak üzere gelişmeleri hayretle takip ettiğini söylüyor. Mataracı: "Altını çizerek söylemek istiyorum. Mason olsaydım, Tuncay Mataracı olarak bu ıstırabı çekmezdim. Türkiye böyle bir yer. Ben banka soymadım. Hırsızlık yapmadım, hazineyi dolandırmadım. Anayasa yok, varlığını anayasadan alan Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarak beni yargılıyor. Bize neler çektirdiler. Bugün Anayasa Mahkemesi'ne gidenler özel arabalarla, elini kolunu sallayarak gidiyor."

Recep Tayyip Erdoğan Albay, 'ya sakalını kesirsin ya da takımdan ve kurumdan gidersin ifadesine karşı tavrını koyuyor ve sakalını kesmiyor istifa ediyordu

Tevfik İleri Yassıada’da...

1950'deki seçimlerde DP'den milletvekili seçilen ve 27 Mayıs 1960'daki askeri darbe sırasında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Tevfik İleri, Yassıada Mahkemeleri'nde idama mahkum edildi. Cezası Milli Birlik Komitesi tarafından müebbet hapse çevrildi. (İleri fotoğrafta sağda) 1960

Yusuf İzzet Akçal Yassıada’daki sınırlamalar Kayseri'ye gönderilince kalkmış, Ahmet Mesut Yılmaz'a amcasını aylar sonra yeniden görme fırsatı doğmuştu

Tuncay Mataracı o günleri değerlendirirken “Tuncay Mataracı : Mason olsaydım veya başka bağlantılarım olsaydım bu acıları çekmezdim” diyor

Yassıada’da yargılanan Yusuf İzzet Akçal (soldan sağa 3.)

Kelepçeli Milletvekili. Yassıada’da yargılanan Osman Kavrakoğlu cezaevine elleri kelepçelenerek getirildi.

Büyük bir dramın belgesi. Fotoğrafta,Yassıada’dan İmraliya sevk edilen idam mahkümlarının yakasına takılan mahkum tanıtma kartlarından biri gözükmektedir. Osman Kavrakoğlu tarafmdan muhafaza edilmiş, ve ölümle yargılanan bütün mahkum arkadaşlarına imzalatılarak ilginç bir belge haline gelmiştir. Belgede Celal Bayar, Refik Koraltan, Baha Akşit, Nusret Kirişçioğlu, Bahadir Dülger, Emin Kalafat, Hamdi Sancar, Dr. Zeki Erataman, İbrahim Kirazoğlu ve Rüştü Erdelhun Agah Erozan renkli siyaset adamlarının imzası yer alıyor

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.