Ancak bu yükselişle birlikte yeni tartışmalar da gündeme geliyor. Özellikle “double tur” olarak adlandırılan, kısa sürede çok sayıda destinasyonu kapsayan yoğun programlar, hem turistler hem de sektör temsilcileri arasında konuşuluyor.
Bir yandan bakıldığında double turlar oldukça cazip. Zamanı kısıtlı olan ziyaretçiler için bir günde birden fazla yayla görmek, farklı deneyimler yaşamak büyük avantaj. Ekonomik açıdan da bu turlar, rehberlik ve ulaşımın paket halinde sunulması sayesinde bütçe dostu olabiliyor. Rize merkezde konaklayıp her gün farklı bir tura katılan turistler, konaklama maliyetini sabit tutarken bölgenin farklı noktalarını keşfetme fırsatı buluyor. Bu da özellikle bireysel gezginler için oldukça pratik bir çözüm.
Ancak işin diğer tarafında, bu yoğun programların yarattığı yorgunluk var. Sabah erken saatlerde başlayıp akşam geç saatlere kadar süren turlar, doğanın tadını çıkarmak yerine adeta “koşturmalı bir geziye” dönüşebiliyor. Yaylalarda geçirilen sürenin kısıtlı olması, ziyaretçilerin bölgeyle bağ kurmasını zorlaştırıyor. Hal böyle olunca bazı turistler, “gördük ama yaşayamadık” hissiyle ayrılıyor.
Bu noktada akla gelen soru şu: Bu durum Rize turizmine zarar mı veriyor? Aslında meseleye biraz daha dengeli bakmak gerekiyor. Double turların varlığı tek başına bir sorun değil; ancak içeriğinin iyi planlanmaması, uzun vadede memnuniyet oranını düşürebilir. Memnuniyetsiz turist ise en güçlü tanıtım aracı olan “tavsiye zincirini” zayıflatır.
Öte yandan, alternatif bir model de giderek öne çıkıyor: Rize merkezde konaklayıp her gün daha sakin, tematik ve deneyim odaklı turlara katılmak. Örneğin bir gün yayla keşfi, bir gün gastronomi turu, bir gün doğa yürüyüşü gibi daha dengeli programlar, hem turistin dinlenmesini sağlar hem de bölgeyi daha derinlemesine tanımasına imkan verir. Bu yaklaşım, Rize’nin sadece “görülecek” değil, “hissedilecek” bir destinasyon olduğunu da vurgular.
Sonuç olarak, double turlar Rize turizmine zarar veren bir unsur olmaktan ziyade, doğru yönetilmesi gereken bir araç olarak görülmeli. Biraz daha nefes alan programlar, ziyaretçiye deneyim kazandıran içerikler ve kaliteli rehberlik ile bu turlar hem ekonomik hem de keyifli hale getirilebilir. Çünkü Karadeniz’in güzelliği, aceleye gelmeyecek kadar derin ve etkileyicidir. Rize de tam olarak bunu hak ediyor: Hızlıca geçilip gidilen değil, sindirilerek yaşanan bir turizm anlayışını.