Bilen bilmeyen herkes konuşuyor. Kulaktan dolma bilgilere itibar edilmemelidir.

Ben liseye giderken (İstanbul İ.T.O. ATML - İNGİLİZCE DIŞ TİCARET +1 sene ingilizce Hazırlık) kulakları çınlasın Speaking Teacher, "Üniversiteyi herkes kazanmak, yerleşmek ve yerleşirse de okumak zorunda değildir. Eğer, direkt ARA ELEMAN olarak Dış Ticaret Firmasında çalışacak olursanız, bu arada da X Üniversitesi AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ'nde okuyun. Hem çalışıp, hem de üniversite okumuş olursunuz. LİSE MEZUNU OLMAKTAN DAHA İYİDİR, bu arada da iş tecrübesi kazanmış olursunuz. Birçok Örgün Öğretimde okuyanlara göre daha avantajlı ve aranan eleman olursunuz. Sonuçta örgün öğretimde okuyanlar da kendi branşlarında iş tecrübesi aranacağından sadece mezun olmak yetmiyor, sizi 1-0 öne geçirir." demişti. Evet gerçekten haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Her ne kadar bilen de bilmeyen de, okuyan da okumayan da konuşsa da.. Nedense Üniversiteyi, Örgün Öğretimde okuyanlar ve mezun olanlar -kaç yıllık olduğunun da pek bir önemi yok- ne olursa olsun AÇIKÖĞRETİM MEZUNLARINI daima eleştirmişler, eğitimlerinin basit olduğunu vurgulayıp küçümsemişlerdir. Evet eskiden öyleydi belki -ezberle, sınıf geç-eski sorulara son anda bak, sınıf geç- ama artık öyle değil. Artık 4 yanlış 1 doğruyu götürüyor, açık uçlu sorular var, proje ödevleri var, örgün öğretim gibi eğitim veriyor. Eleştirenlere soruyorum; hiçbir zaman, açıköğretimin duayeni, özellikle de onunla özdeşleşen, aynı zamanda da ÖRGÜN ÖĞRETİM eğitimi de veren, ESKİŞEHİR, ANADOLU ÜNİVERSİTESİ'ni araştırmayı, bilgi sahibi olmayı akıl etmişler midir? Birkaç yıldır, açıköğretimde dersler vermeye başlayan "sadece örgün öğretim" olarak düşündüğümüz Erzurum Atatürk Ünv. ve İstanbul Üniversiteside, Açık ve Uzaktan öğretim vermeye başlamışlardır. Mezun öğrenciler, diplomalarını o okullardan aldıkları için, sanki örgün öğretim de okumuş gibi algılanmaktadırlar. Oysaki onlar da AÇIKÖĞRETİM ya da UZAKTAN ÖĞRETİM'de okumuşlardır. Günümüzde, fiziksel olarak okula gidip gelmeden de Dijital Eğitim alınabiliyor artık. Bilin istedim. Önemli olan, hangi okula gittiğin, neyi nerede öğrendiğin değildir. Önemli olan, ilkokul mezunu dahi olsa, kişinin kendisini yetiştirmesi, geliştirmesi, kitap okuması, araştırmalar yapmasıdır. Mesela X kişi, Boğaziçi Üniversitesi'nden bir şekilde mezun olmuş; ama kendisine hiç birşey katamamış olsun. O kişiyi ele aldığımızda, sırf Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun oldu diye, onu direk olarak donanımlı, nitelikli, iş bitirici, kültürlü, okuyan, herşeyi bilen, ingilizce de advance seviyesinde, uzmanlaşmış, dünya görüşüne sahip, iş tecrübesi olan, kendisini geliştirme yeteneği olan, presentable,..vs. biri gibi algılasak dahi, o kişinin gerçekte böyle olduğunu göstermez. Diploma hiçbirşeydir. Etiket de hiç birşeydir. Geçenlerde, eğer hatırlarsanız "Öğretmenlere nacizane önerilerimi" yazdığım bir makalemi sizlerle de paylaşmıştım. Yapılan bir iki yorumda gördüm ki; (şunu da belirteyim; ben örgün öğretimden mezun olmamla birlikte, evlendikten sonra da Rize'de bir şeyle meşgul olmak, kendimi geliştirmek, yetiştirmek ve niteliklerime bir yenisini katmak için Açık Öğretim Fakültesinden, başka bir bölüm daha bitirdim. Sonra, başka bir bölüm daha.. ..Yani 3'ledim.) toplumsal sorunlarımızdan birinin en gerçek örneğini temsil edecek yorumun birinde "öğretmen dedi ki: Sağolasın başımızdan eksik olma! kibir gurur patlaması yaşıyorsun. açıköğretim okuyarak çok eğitimli oluyorsunuz zaten" cümlesinin sarfedilmiş olduğunu okudum ve bu şekilde düşünenlerin kendilerine üzüldüm. Üstelik bu yorumu yapan kişi "ÖĞRETMEN" rumuzunu kullanmış, bu rumuza daha çok üzüldüm. Çünkü hiç bir öğretmen, eğitimci, akademisyen, öğretim görevlisi, eğitmen, ..vb. Açıköğretim dahi olsa, okuyan kimseyihor görmez. Hep demez miyiz, bir çocuk yada yetişkin insan, Ahlak, Vicdan, Erdem ve Etik (A,V,E,E)'ten yoksun olmasın. Biliyoruz ki, bu değerlere sahip kişi toplumca daima sevilir, sayılır ve akabinde başarılı olur. Hem aileler, hem de öğretmenler bu değerlere öncelik vererek, davranış olarak yerleştirmeye çalışmazlar mı? Bununla beraber, kitap okuyun, yerinizde saymayın, eğitim seviyenizi yükseltin diyerek, Sosyal Statüye katkıda bulunmaya çalışmazlar mı? Bunun neresi yanlış? Hayat herkese eşit şartlar sunmuyor, herkes aynı yoldan yürümüyor, herkes aynı hayata sahip değil. O yapılan yorumu, örnek teşkil etsin diye burada paylaştım. Üstüme alınmadım. Çünkü ben kendimi, eğitimimi, donanımımı, diplomalarımın üstünde bilgi birikimim olduğunu, çeşitli sertifikalara sahip olduğumu, hayatımın sadece Rize'den ibaret olmadığını, sadece Türkiye'de yaşamadığımı, ingilizceyi sadece Türkiye'de öğrenmediğimi, vb.. soyut ve somut diğer niteliklerimi biliyorum.

İşte bu yüzden bilimsel araştırmalardan, bilimsel yorumlama yeteneğinden yoksun ve analitik düşünemeyen kişiler varsa (!), bu konuda yazmak istedim.

Kısaca bilgi vermem gerekirse;
Anadolu Üniversitesinin temelini, 1958’de kurulan Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi oluşturur. 1982’de Anadolu Üniversitesine dönüşen kurum, kısa zamanda yalnızca ülkemizin değil dünyanın en büyük üniversiteleri arasında da çağdaş, dinamik ve yenilikçi bir üniversite olarak yerini almıştır. Bilim, kültür aynı zamanda da bir gençlik kenti olarak nitelenen Eskişehir’in merkezinde yer alan kampüs 3'ü açık ve uzaktan öğretim veren 12 Fakülte 1’i Devlet Konservatuvarı olmak üzere 3 Yüksekokul, 2 Meslek Yüksekokulu 6 Enstitü (4’ü yüksek lisans ve doktora düzeyi) ve 30 Araştırma Merkezine ev sahipliği yapmaktadır. Yani, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi Demokratik, Dünya üniversiteleri arasında yer almaya hak kazanmış, nitelikli eğitim-öğretim veren, kendisini sürekli yenileyen, güncelleyen, çağa ayak uyduran, çağdaş ve post modern nitelikte, bir yüksek öğretim kurumudur. Yani, Örgün öğretim, ikinci öğretim, uzaktan öğretim, açıköğretim, yurt dışı öğretim, Lisans Üstü, ..vb. imkanları da sunan bir üniversitedir. Açıköğretimde dahi yüz yüze öğretim vardır. E- kütüphane, E-kampüs, E-okul, E-Arşiv, E-Sertifika, Tezli-Tezsiz E-Yüksek Lisans, E-Doktora, İkinci Üniversite, Dikey Geçiş, E-kitap, Engelsiz AÖF, TÜBİTAK Projeleri, ERASMUS..vs. birçok imkan vardır.

Üstelik, Anadolu Üniversitesinin tüm birimleri, çağdaş yükseköğretimin gerektirdiği teknik donanıma sahiptir. Birimlerdeki tüm laboratuvar, atölye ve stüdyolar en gelişmiş cihazlarla donatılmış; eğitimde, uygulama için gerekli olan her türlü araç ve malzemeler sağlanmıştır. 7 gün 24 saat Kütüphane koleksiyonlarına yeni yayınların kazandırılmasına özel bir önem verilmektedir. Anadolu Üniversitesi, Türkiye’nin dünya ile bütünleşmesinde geleceğin yöneticilerini yetiştirmede yabancı dil bilgisinin önemi açısından birimlerinin tamamına yakınında İngilizce hazırlık eğitimi verilmektedir.

Daha ne olsun. Neyini beğenmiyorsunuz? Tamam bir Oxford ya da Harvard University değil. Ama gelecekteki beklentimiz bu yöndedir.

Yeterki içinizde okumak, öğrenmek, olgunlaşmak, kariyer yapmak, kendinizi geliştirmek gibi İSTEK(LER) ve HEVES(LER) olsun.. Yeterki başkalarını acımasızca eleştirmek yerine, kendi kendinizle yarışmak ve bilinçlenmek isteyin. Evet YETERKİ İSTEYİN.. Yeterki okuyun. Yeterki, Hayat Boyu Öğrenme (H.B.Ö.) felsefemiz olsun. Unutmayın, okumanın yaşı olmaz.

Devletimizi, hükümetimizi, Eğitim Sistemimizi,..vs. eleştirdiğimiz kadar; birazda kendimizi eleştirmeliyiz. Kendimize ÖZELEŞTİRİ yapabilmeliyiz. Başkalarını suçlamak, yapılanı beğenmemek, verilen emekleri gözardı etmek yerine; eğitime ne kadar katkıda bulunduğumuz konusunda, biraz da kendimizi sorgulamalıyız.. İlkokul öğretmenimin dediği gibi: "Armut piş, ağzıma düş" olmaz.

Nacizane fikirlerim bu yöndedir. Sürç-i lisan ettiysem affola.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.