Yepyeni bir “eğitim- öğretim” modeli ile mutlu öğrenciler, huzurlu aileler, başarılı öğretmenler oluşturulabilinir. Bunu, stratejik eğitim- öğretim, kaliteli, verimli plan – program- projelerle gerçekleştirmek mümkündür. Eğitim sektörünü yeniden ele almalı. “Ama önce okuldan değil, aileden başlamalı.” Anne, baba, ebeveynden iyileştirmeye başlamalı. Çünkü öğrencide, öğretmende ailede yetişmektedir. Aile bozuksa, ailenin işlevi kötü ise, aile çocuğa katkı sağlamıyorsa, aile zararlı, kötü alışkanlıkların ve ilgisizliğin insanı ise; öğrenci ve öğretmen yetiştirmek mümkün olmaz! Değişim yapamazsak; birey, aile, öğretmen, imam, toplum, devlet olumlu yönde değişmez.

                Bizler, bilim ve teknoloji çağında yaşıyoruz. Bilim, teknoloji, teknik üretmeliyiz. Ama en başarısız öğrencilerimizi sanata, mesleğe yönlendiriyoruz. Pek çoğu da orada da başarılı olamamakta, okuldan tasdikname ile atılmaktadır! Bizler, teknoloji Fen Okulları kurmalıyız. Geleceği kodlamalıyız. Yazılımlar, projeler gerçekleştirmeliyiz. Teknik, teknoloji, dijital tabanlı öğretim yaptırmalıyız. Dünyanın gidişatına uygun hemen okullar açıp, en ideal öğrencileri, öğretmenleri yetiştirmeliyiz. Model okullar oluşturmalıyız. Güçlü, sağlam öğretmen kadroları ile çağ üstü öğrenciler yetiştirmeliyiz. İşe anaokulundan, ana sınıfından başlamalıyız.

                “Türkiye’mizde 8 yıl, ilkokul ve ortaokulda tüm öğrenciler karma öğrenim görmektedir.” Her zekâ düzeyinde öğrenci aynı sınıfta eğitim görmektedir. Bu durum çocukları vasatlaştırıyor. Zekâlı, deha, dahi olanları, düşük düzeye indirgeniyor! Çünkü öğretmen sınıfa herkesin anlayacağı dil ve anlayışla ders veriyor. Oysa sınıfta bulunanların %80’i eğitim programını tam anlamı ile takıp edebilmekten uzaktır. Zeki olanlar, olmayanları bekliyor. Beklerken de durağanlaşıyor. Torpilleniyor. Vasatlaşıyor! Ta sekizinci sınıfa gelindiğinde, çocuklarda liseye giriş sınavları ile çocuklar gruplara ayrılıyor. Oysa bu ayrıştırma ilkokul birinci sınıfta yapılmalıdır.

“ Osmanlı’da bile Enderun Okullarında böyle yapılıyordu. Zeki, dahi, deha çocuklar, farklı okullarda, üstün öğretmenlerle eğitim- öğretim, uygulama yapıyordu.”

                Öğretim, ezbere dayalı olmamalı. Her ders uygulamalı mutlaka kavratılmalı. Yetenek, beceri geliştirilmeli. Vücut bölümleri, beyin, kalp, hayal gücü kullanılmalı. Üreten, yorumlayan, geliştiren, yenileyen, değiştiren öğretmen ve öğrenciler yetiştirmeli.

                “Öğrenci, öğretmen yetiştirilirken, ebeveynlerde yaygın eğitim ile geliştirilmelidir.” Ailede ilgisizlik, bilgisizlik varsa, öğrenci potansiyelini kullanamaz. Aile giydirmede, yeme- içmede, derslerine yardımcı olmada, teşvik etmede, moral vermede, dersleri gezdirerek öğretmede, uygulamada, etkin rol almalıdır. Boş işlerle meşgul olup, çocuğunu ihmal etmemelidir. Evin eşyasını değiştirip; zevk, keyif, tatil için para harcayıp, çocuğun gereksinimlerini ihmal etmemeli. Sağlık ve eğitim- öğretime her konudan önce öncelik tanınmalı.

                Öğretmenler, çocuklarla birebir ilgilenmelidir. Çocukların %80’i 30 kişilik sınıf ortamında dersleri anlayamamakta, konuları kavrayamamaktadır. Ders konuları %20’lik öğrenci kesimine göre hazırlanmıştır. Pekâlâ, %80’lik gruba göre hazırlansa, o zaman zeki çocukların önü kesilecektir. Bunun için çocukların zekâ, yetenek, beceri düzeyleri ilkokulda belirlenmelidir. Liseye geldiğinde, “Liseye Giriş Sınavları” ile belirlenmemeli.

                Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise okulları, çocukların yeteneklerine göre şekillenmeli. Bilgi, hem teorik hem de uygulamalı öğretilmeli. Her sınıfın uygulama alanı olmalı. Fen, matematik, teknolojiye ağırlık verilmeli. Mucitler yetiştirmeli. İdeal insanlar yetiştirmeli. Yararlı insanlar yetiştirmeli. Dünyayı tanıyan insanlar yetiştirmeli. Öğrenci liseye gelinceye kadar 8 yıl geçmektedir. Geri olanlar, dersi anlayamamış. Zeki olanlar gerilemiştir!

Liseye giriş sınavlarında ve yüksek öğretime giriş sınavlarında; Fen ve sayısal derslerde 40 sorudan, 2 veya 3 tane soruya doğru yanıt vermektedir! Zaten test usulü sınavda hiç okula gitmeyen, bunu şansa başarabilir. Bu durum bir felaket, fecaattir!

                Bu hafta televizyonda, Müge Anlı’nın yarışma programını izliyorum. İki kişi ortak akıl ile birbirine danışarak, yarışıyor. Bir bayan ile bir erkek ortak yarışıyor. Müge Anlı soruyor:                               “ Aşağıdakilerden hangisi Sığır-ineğin yavrusudur. Seçenekler de şunlardır: “ Kuzu, buzağı, sıpa, oğlak,” Yarışmacılar bu seçeneklerin hepsinin de olabileceğini söyleyip, her birinin üzerine durdular! Alay konusu oldular. Bu şekilde profesörlerde olmaktadır. Oysa okul önce çocuğa; kendini, ailesini, çevresini, doğayı tanıtmalı. Hayvancılık, tarım, ziraat öğretmeli. Her şey teknolojik araç demek değildir. İnsanın en önemli, vazgeçilmez ihtiyacı; tarım ve hayvansal ürünlerdir. Bir toplum bir bütün olarak yetiştirilmelidir. Birinin eksikliğini diğeri tamamlamalıdır.

                Şu anda Müge Anlı’nın ”atv” televizyonunda sunduğu bilgi yarışmasını izliyorum. Ortak yarışan iki yarışmacının “İstiklal Marşını” okuyamadığı görüldü. Ancak seçeneklere atmasyon ile doğru yanıt verdiler. Yarışmacıdan bayan olan; bu bir rezalet oldu, dedi.

                Bu ülkede, birkaç yıl öncesine kadar okullarda her sabah okul törenlerinde “Andımız” denen, metin sesli okunurdu. Ama ortaya çıkan öğrenciler; Atatürkçü olsun, hedeflendi. Ama gidip yıkıcı, bölücü, komünist, anarşist, şiddetçi, terörist, LGBTİ Enses oldular! Bir bilgi, öğreti verilirken, ortaya çıkanın değerler mi, rezalet mi olduğu da görülmelidir.

                “Ülkemizdeki 2016 üniversitede 8 milyondan fazla öğrenci vardır. 166 bin tanede akademisyen görev yapmaktadır. Dört işlem yapamayanlar, üniversite okumaktadır! Dünyadan ve ülkemizden habersiz olanlar, akademisyen olmuştur. Doktora tezleri de ipe sapa gelmeyen; boş, yararsız konulardır. Sonuç: “ Üniversite mezunlarının %25’i boş gezmektedir! İş bulamamaktadır. Zira bir işe yaramamaktadır. İnsan, 20 tane kitap okumakla, bilgin olmaz. Sanatkârda olmaz, olmamaktadır. Zaten okul kitabı ve başka kitaplar okumak yerine; dijital telefonları ile saatlerce oyun oynamaktadırlar! Gözlemliyorum. Hiç yerinden kalkmadan, üniversite öğrencileri 5 saatten fazla akıllı telefon ile oyun oynamaktadır! Uyarmama rağmen oynamaktadır!

                Bunlar mimar, mühendis, öğretmen, doktor, amir, yönetici, memur olmaktadır! Yaptıkları binalar doğal afetlerde de, kendiliğinden de çökmektedir! Körüler yıkılmaktadır! Yapılan işler kaliteli, verimli olmadığından; boz- yap, yapılmaktadır.

                Ülkemizde 2002 yılında 19 İlde depreme dayanıklı bina yapılmaya başlandı. Bu 2012 yılında 81 ilimize uygulandı. Ama hala çürük, dayanıksız binalar yapılmaktadır! Hazır beton kullanılmaktadır. Binaların betonu hiç sulanmamaktadır. Beton yanmakta, dayanıksız hale getirilmektedir. Başka bir sorunda; mimar, mühendis bina projesini özgür iradesi ile çizmemektedir! Müteahhitler, istediği şekilde çizdirmektedir. Bunun için bitişik iki binanın kolon ve kirişleri birbirinden %100 farklı olmaktadır. Ülkemizde yeni binalar durduğu yerde çökmektedir! Ülkemizde 26 milyon konut bulunmaktadır. Devlet çürük binalardan, 7 (yedi) milyon tanesini, 20 yıl içinde yenilemeyi planlamış. Her yıl 300 bin binayı yıkıp, yeniden yapacak. Akılsız, sorumsuz, bilgisiz kişilerin uygulamalarının cezasını millet çekecek.

                Üniversiteye liseden mezun olanların sadece %20’i okumalıdır. Oysa bugün %80’den fazlası okumaktadır. Sonrasında sığırın yavrusuna; sıpa, oğlak, kuzu denir, diye birbiri ile fikir alışverişi yapmaktadır. Ya da siyaset bilimi okuyup, yüksek lisans yapan Bayan, TBMM’ye parlamento denir, diyememektedir. Böylesi yüzlerce okumuş cehalet içinde bilgisiz cahil vardır.

                Eğitim işi bir plan- program- proje, mevzuat ve de takım işidir. Bilgi kazandırma ve üretme işidir. Geleceğe hazırlayan kurumlardır. Keşfeder. Deneyim kazandırır. Beceri geliştirir. Yetenekleri, marifete dönüştürür. Öğrenir. Üretir. Donanımlı olur. Teorik bilgileri, laboratuar ve atölyelerde, dersleri bütünleşmiş eder. Öncü olur. Lider olur.

                Okul, zekâyı geliştirdiği gibi akıl da verir. Kültür, sanat, spor kazandırır. Başkalarının kullanacağı araç- gereç olmaktan çıkarır. Akademik bilgi, beceri kazandırır. Sosyal insan, kültürlü insan, medeni insan yapar. Anarşi, şiddet, terör, acımasızlık, insafsızlık, vicdansızlık, merhametsizlik aşılamaz. Sapkın, sapık ideolojilerin ve bozuk felsefi akımların tutsağı etmez. 10 - 12 kişilik sınıflarda maharetli eğitimcilerle; insanlıklı bilgin, bilge insanlar yetiştirir. Yüzlerce kişinin olduğu amfilerde dersler verilmez. Her kişi bir farklı dünyadır. Her kişiye özel derslerde verilmelidir.

                Ben, birkaç öğrenciye ücretli ve ücretsiz ders verdim. Öğrenci 3. Sınıfa gelmiş. Okuma, yazma, dört işlem yapmadan yoksundu. Artık sınıfta dersleri takıp edemiyor. Her geçen gün daha da geriliyordu. Bu öğrenciye 3 – 4 - 5. Sınıfta evimde ders verdim. Sınıfa uygun hale geldi. Şu anda liseyi bitirdi. Bunu, komşu çocuklarına da ücretsiz yaptım. Çocuklar normal düzeye geldiler. Demek ki, birebir ders verme çok önemlidir. Sınıf ortamında, herkese aynı dil ile anlatılan, işlenen dersi, herkes anlayamamaktadır.

Denetimlerde sınıfın %80’i başarılı ise konu artık işlenmemeli. %20’si heba edilmektedir! Ama 30 yıllık gözlemim; başarılı olanlar, %80 değil, %20 olmaktadır. “Bu oran daha stratejik TKY uygulamaları ile artırılabilinir. 30 kişilik sınıfta 3 - 5 kişi öne çıkmaktadır.

                Öğrencilere okul dışında kurs, etüt, özel derslerde verilir. Akademik öğretim yapılır. Sınıflar 12 kişiyi geçmemeli. Her gün mutlaka değerlendirilmeli. Nitelikli eğitim verilmeli. Milli, manevi, dini, ilmi, insani değerler özümsetilmeli. Ülkemizin ve dünyanın durumuna göre öğrenci yetiştirilmeli.

                Çocukların bir kısmı ortaokuldan sonra usta, sanatkâr yanına çırak verilmeli. Burada kalfa, usta, sanatkâr olarak yetişmeli. Bugün yeterli sanatkâr yoktur. Ustada yoktur. İşçide yoktur. Memur, amir, başarılı yöneticide yoktur. Çünkü her öğrenci aynı sınıfta yetiştirilmiştir. Belediye başkanları da başarılı değildir. Çünkü yönetmeyi, iş başarmayı bilmemektedir. Devlet yöneticiliği yapanlarda, böyledir!

                Ülkemiz gelişiyor. 1991 yılında ilk elektronik POS cihazı kullanımı başladı. 1998 yılında banka kartları ile alışveriş başladı. 2006 yılında ilk temassız kredi kartı kullanıldı. 2007 yılında Chip ve Pin kullanımı başladı. 2010 yılında mobil ödemeler başladı. 2012 de Dijital Cüzdan uygulamaya başladık. 2016 da Troy ödeme yöntemi devreye girdi. 1994 de cep telefonu kullanmaya başladık. Bu uyumaların pek çoğunda Avrupa ikincisi olduk. 2004 yılında internet kullanılmaya başlandı. Ama bu gelişmeler halkı sömürü aracı yapıldı. Zira hepsinde halkı alışverişe, sömürüye, soymaya teşvik vardır.

                Şu anda 82 milyon nüfusun, 72 milyonu internet kullanıyor. 250 milyon kadarda kredi ve alışveriş kartı kullanılıyor. Harcamayı kolay yaptığından, pek çok insan borçlu yaşamaya çalışıyor! Kapitalizmin oyunu ile soyulup, soğana çevriliyor. Zaten insanlar artık ideolojilerin kölesi, tutsağı, mankutu olmuş durumdadır! 

 Üniversiteler, okullar, insanlara ideolojilerin verildiği, köleleştirildiği yerlerdir. İdeolojik kavgalar daha çok buralarda başlar ve yayılır. Buradaki öğrenci ve akademisyenlerin büyük çoğunluğu beyin işletmez. Akıl çalıştırmaz. Zekâsını yararlı kullanmaz. İdeolojik sapkınlık, felsefi sapıklık içindedirler. Çoğusu ilmi, dini, manevi, milli değerlerden yoksun, mankutlardır.

                Dünya, teknolojiyi, iletişimi, bilişimi, dijitali pek yararda kullanmamaktadır. Çünkü dünya düzeni, insanı yok etmek için kurgulanmıştır. Birileri insanlığı sığır gibi kullanıyor! İnsanların çoğu da ya manda gibi yatarak, ya da at gibi ayakta uyuyarak, duruma alet oluyor. Devletler, ideolojik sapkın devletler olduğundan, insanı da buna hazırlıyor!

                Anne, baba, öğretmen, imam; çocuk yetiştirmekle görevlidir. Görevden kaçan, görev ve sorumluğunu yapmıyor, demektir. Bu sorumluk hem devletin hem de toplumun da görevidir. Çocukların temiz kalplerini bozan, haindir. Zalimdir. Çocuk, temiz toprak gibidir. Ona ekilen, temiz olmalı. Bakımı özenle yapılmalı. Çocuklara ilim, irfan, sanat, meslek, sanatkârlık, din- iman ve ahlak öğretilmeli. Cehennem ateşinden korunmalı. Allah’a kulluk, varlığa iyilik benimsetilmeli. Kötü arkadaş, çevre edinmesine olanak vermemeli. Dünyanın kötülüklerinden korunmalı. Korumalı. İslam’ı ilimler öğretilmeli. Akli ilimler ve meslek öğretilmeli. Günün teknolojisi öğretilmeli. Ama bağımlı olmasına fırsat vermemeli. İlmin aslı, esası, iç yüzü öğretilmeli. Bilgin ve bilinçli yapılmalı.

                Öğrencilerin doğru kariyer yapması sağlanmalı. Boş, gereksiz, yaşamda yeri olmayan okullara, bölümlere, alanlara gidip, okumamalı. Çocuk, dünyaya gelmeden, anne ve baba; çocuğu hayata hazırlama çalışması yapmalı. Ebeveyn, önce kendini yetiştirip, geliştirmeli. Kötü ve zararlı alışkanları terk etmeli. Vücudu arındırmalı. Beyni, kalbi temizlemeli. Çocuk yetiştirme, bir pedagog, bir sağlıkçı gibi öğrenilmeli. Yetiştirecek sayıda çocuk sahibi olmalı. Tavşan gibi doğurmamalı.

                Ben, görev yaptığım bazı okullarda; çocuk yırtık ayakkabı, çorapsız, aç, giyimi berbat şekilde okula gelirdi. Hava soğukluğu eksi 25 santigrat dercedir. Dışarıda 1 metre kar vardır. Evi yakın olanlara çorap giymesi için eve gönderirdim. Yırtık lastiğin içine çorap giyer, gelirdi. Kimin çorabını giydin, diye sorduğumda; anne veya babasının çorabını giydiğini söylerdi. Köyde kahve, cami yoktu. Evlere giderdik. Bakardım ki; babaya tavada 4 tane yumurta kırılmış yiyor. Anne ve çocuklar öyle bakıyor! Evde bir veya 2 oda vardır. Mutfak, banyo, tuvalet, yatak odası, çalışma odası yoktur. Bu çocuklar beş sınıflı toprak- kerpiç okul binasının tek bir sınıfında öğrenim görüyorlar. Öğretmen, 5 sınıfı bir arada yetiştirmeye çalışırken, okulun müdürlüğünü ve de hizmetliliğini de yapıyor. Bir de tüm olanaklara sahip, babası bilgin olan aile çocuklarına bakınız. Aradaki fark; beyni işletmek veya işletememektir.

                İyi bir ideal aile olmalıyız. Olabilir miyiz?- Oluruz. Sadece azim, gayret, sabır, sebat, dikkat, çalışmak gerekir. Akıllı hareket etmek gerekir. Bilgi ili hareket etmeli. Birey olarak ilim, bilim, din –imandan, akıl ve zekâdan yararlanmalı. Çocukların hayal dünyalarını geliştirmeli. Okutmalı. Gezdirmeli. Gözlemletmeli. İnceletmeli. Araştırma- geliştirme de bulundurtmalı. Hayal etmek içinde bilgi gerekir. Boş kafa ile hayal edilmez. Teknolojinin nimetlerinden yararlandırmalı. Ama teknoloji bağımlısı yapmamalı. Ufuk açılmalı. Dünya dışı varlıklar düşünülmeli. Ahiret hayal edilmeli. Dünyada yapacaklarımız hayal edilmeli.

                Okul seçiminde, hele lise seçiminde çok dikkat etmeli. Her okulda okumamalı. Yeteneklerimize uygun okluları seçmeli. Doğru tercihler yapmalı. Ne olmak istiyorsak, liseyi ona göre seçmeliyiz. Hangi lise mezunlarının ne olduğunu bilmeliyiz. Bu konuda bilgi, kılavuzluk almalıyız. Zevk, keyif, şeytan peşinde koşmamalı. Günün eğlencelerine takılıp, ahmak olmamalı. Hayatı zehir etmemeli. Geleceğin mesleklerine yönlenmeliyiz. Seçeceğimiz okulu gidip görmeli. Okul hakkında derinlemesine araştırma yapmalıyız. Öğrenciler içinde, yüz öğrenci arasında, ilk 10’a girmeliyiz. İlk 10’a girmek önemlidir. Ülkemizde şimdi 216 üniversite var. Sekiz milyon öğrenci bu okullarda okuyor. Mezun oluyor. Ama boşta geziyor! Çünkü okuduğu alanın yaşamda karşılığı yoktu. Böylesine okuyacağına, ortaokul sonrası gidip, bir sanat, meslek sahibi olsa idi, sanatkâr olsa idi bin kat daha iyi olurdu. Ülkemizde usta yok, sanatkâr yok! Usta, sanatkâr olanlar iyi para kazanıyor. Hem de alın teri ile emeği ile helal para kazanıyor. Kazanma durumları var.

                Kendini yetiştirmiş insanlar, dünyada başarılı, kazanımlı, kazançlı oluyor. ILO’YA göre; “dünyada en iyi ücret alan %10’luk kesim, aylık 7,445 dolar kazanıyor. Çok iyi bir paradır. Yaşantıda para sıkıntısı çekmez. 6 ayda orta halli bir ev alırken, 3 ayda orta halı bir binek taksi alır. Ya en düşük ücret alan kesim aylık ne kadar alıyor, dersiniz? Aylık 22 dolar alıyor! Arada 338 kat fark var. Yanı bir çift ayakkabının sadece bir tanesini alabilir! Dünyada 650 milyon işçi vardır. Var olan gelirin sadece %1’ini almaktadır. Aradaki farkı sizler bulun. Niçin, neden, niye, nasıl, kim, nereden kaynaklandığını bulmaya çalışınız.

Allah cc. oku! Dedi. İlk emri Oku! Oldu. Sonra yaz dedi. Anlat dedi. Öğren dedi. Kalk halkı uyar, dedi. Düşün dedi. Yeterli düşünmüyorsun. Yeterli, derinden düşün, dedi. İlim öğrenimi gör, dedi. Allah’ın bu şekilde emirleri, Kur’ân’ın %25’ini oluşturmaktadır.

                Aile büyükleri kavga eden, itişip- kakışan, saygısızca, sevgisizce, öküz gibi davranan olmamalı. Çocukları ve kendilerini strese sokmamalı. Düzenli, sistemli, sağlıklı, bilgili yaşantı sürmeli. Uykuya dikkat etmeli. Spor ve yürüyüş yapmalı. Tatil yapmalı. Tatil dediğimiz; deniz kenarına, havuzlara gidip, balığa dönmemeli. Edep, hayâ, arlanma, utanma, mahrem, mahremiyet, namus, iffete dikkat etmeli.

                Beslenmede çok çay, kahve, asitli içecekler içmemeli. Tatlı içeceklerde içmemeli. Gürültülü ortamlara girmemeli. Ailece girmemeli. Kahvaltıyı en sağlıklı şekilde yapmalı. Öğleyin ve akşamleyin az yemeli. Sağlık, tıp bilgisi ne diyorsa, öyle yaşamalı. Çok aç kalmamalı. Suyu ihmal etmemeli. Ölüme neden olabilir! Gece yatırken su içmeli. Sabah kalktığımızda su içmeli. Esnek, sabırlı, görevde sebat eden olmalı. Güzel bir aile düzeni kurmalı. Allah’a ibadeti, Allah’ın emrettiği, peygamberimizin yaptığı şekilde yapmalı. Sapkın inanışlardaki gibi sapıtmamalı.

                Müslüman öyle sapıtmaz. Şaşırmaz. Sapkın olmaz. Başka inanışları taklit etmez. Yoga, meditasyon önerenler; İslam dininden haberi olmayan, sapkın, sapık kişilerdir. Bunlara aldanıp, kanmamalı. İyi olan insana iltifat etmeli. Kötü insan ile iletişim ve diyalogdan sakınmalı. Kaşarlanmışlara kolay şekilde yararlı olmadığımız biliniyor. Genç kuşakları önemsemeli. Hazırlıksız iş yapmamalı. Ani kararlar vermemeli. Yarışmacı olmamalı. Rekabet içine girmemeli. Kendi kapasitemizi aşmaya çalışmalıyız. Başkalarını aşma hedeflenmemeli. Zamanımız iyi planlayıp, öyle görev yapmalı. Eğitim- öğretimde de, her işte de planlı davranmalı. Başkalarından yardım istemekten çekinmemeliyiz. “İşbirliği, el birliği, ekip, grup çalışması her zaman başarıyı artırır.”

                Tembel, miskin, uyuşuk, pısırık asla olmamalıyız. Atılımcı, girişimci olmalıyız. Sağlıklı, performanslı, kondisyonlu olmalıyız. Beyin, kalp, akıl, vücut sağlığını korumalıyız. Sağlıklı beslenmeliyiz. Ders çalışma durumumuz ideal olmalı. Ders çalışma odamız, araç- gereçlerimiz, yardım edenimiz, estetik ortam olmalı. Beslenme konusunda, sağlığı koruma ve iyileştirme hakkında geniş bilgilere sahip olmalıyız. Sabah yorgun kalkıp, okula gitmemeliyiz. Uykuyu bozan nedenler olmamalı. Okula dinlenmiş, huzur, mutluluk, hazırlıklı gitmeliyiz.

                Bizler, ailecek sağlıklı, huzurlu, mutlu, rahat olmalıyız. Bilge olmalıyız. Birbirini seven, sayan, destekleyen olmalıyız. Temiz ve helal servetimiz, mal varlığımız olmalı.

 “Mülkü olmayanın, hükmü olmaz.” Fakirlikten zarar, ziyan, kötülük gelir. Ben, fakir, miskin, tembel, el avuç açan bir mümin düşünmek bile istemiyorum. Zaten böyle bir mümin, mümin olamaz. İslam dininin pek çok farzlarını yaşayamaz. Müslüman’ın dünyası da, ahireti de şahane, iyi, güzel, harika, harikulade olmalı. Müslüman çok bilge, bilgin, çalışkan, helal kazanan, ekonomik harcayan, üstün nitelikli, ilim, bilim sahibi, sanat, meslek sahibi, harika bir sanatkâr olur, olmalıdır. Allah cc. böyle olmamız için, “Kur’an’ın %25’ini ilim, bilim, bilgi, sanat, meslek edinmeye ayırmıştır.”

                Bugün, İslam ülkelerinde ve diğer dünyalarda ideal ölçütlerde insan yetiştirilemediği için; insanlık sorunlar altında ezilmektedir. Üstün bir bilim, gerçek ve dosdoğru İslam inancını yaşamalı. Hayalleri gerçeğe dönüştürmeli. Eğitim- öğretim, öğrenim, sağlık, ekonomi, işsizlik, fakirlik, yoksulluk, borç, hacizler konusunda çözüm üretmeli. Sorunlara çözüm bulmalı. Dertlere çare olmalı. Onurlu ve adil bir siyaset uygulamalı. İnsanlar huzurlu, mutlu edilmeli. Adalet her yerde var olmalı. Tarım, hayvancılık, ziraat en modern, doğal şekilde yapılmalı. Paylaşım eşitçe yapılmalı. Allah’ın hoşuna gitmeyecek işler yapmamalı.

                Bizler, devlet, millet, aile, öğretmen olarak; olgun insan yetiştiremiyoruz! Altınova’da ki 860 metrekarelik meyve bahçeme giderken, yol kenarlarında olmayan yok! Meyve ağacı, çiçek bahçesi, serası sanmayınız! Çöp çok! Plastik şişeler, kâğıtlar, naylon poşetler, şişeler, bira kutuları derken, ne aklına gelirse, var! Bunu yapan, okula gitmiş insan kılıklı yaratıklar! Denizler, karalar, ırmaklar aynı pislik içinde! Devlet, çöpü işlemeyip, doğaya dökerse, millette her yere atar, atmaktadır! Demek ki, insan yetiştirememişiz.

                Televizyon, gazete haberleri izliyorum. Dünya insanlarının yaptığı dehşet veren vahşetler, izlediğim hayvansal belgelerdeki olaylardan daha adice! Demek ki, insan yetiştirememişiz!

                Bir iş yaparken, karşılaştığım insanlar; sahteci, sahtekâr, alavereci- dalavereci, hileci, ne pislik varsa, yapabildiği kadar, yapmaya çalışıyor ve de yapıyor! Okul açmak maharet değildir. Okula geleni olgun insan yapmak meziyettir. Hala aileler, öğretmenler, olgunlaşmamış ise, çocuğu eğitemezsiniz.

                Bir insan yetiştireceksin. O kendini eğitmesini de becerecek. Kendini geliştirecek. Deniz kenarlarında, öğretmen evlerinde zaman öldürmeyecek. Boş ve zararlı işlerle uğraşmayacak. Başarıya odaklanacak. 100 öğretmenden ve de ebeveynden bir tanesi kitap okumuyorsa, ne bilecek de eğitimci, öğretici olacak?

                İl, İlçelerde küçük çaplı kitap fuarları açılıyor. İlçemizde de şu anda var. Ama bir kitap bile bilgi, sanat, meslek, kültür içerikli değildir. Yanı tek bir kitap bile alamadım. Korku kitapları, hikâye, masal, yalan, dolan, uyutma, kandırma, bozma hedefli zurnadan kitaplar! Oku, diyoruz ama iyi bir yararlı, önemli, değerli, bilgi ve maharet içerikli kitaplar sunamıyoruz.

                İnsanın hedefi olmalı. Hedefe kilitlenmeli. Amaçları için, gayesi için çalışmalı. Dijital oyunlarla, eğlence, dinlence, oyun ile ömrü tüketmemeli. Organizeli, sistemli yaşantı olmalı. Öyle akla geldiği gibi serserice, manyakça hareket etmemeli. Arkadaşları vazgeçilmez, değerlerde olmalı. Serseri takımından olmamalı. Güçlü, yarayışlı, becerikli, değerli arkadaşlar edinmeli.

                İnsan, okul dışında da kendini yetiştirmeli. Ben, yetişmişliğimin ancak %10’unu okulda yaptım. Okuldan sonra benim 40 yılım geçti. Bu zamanı da en iyi şekilde değerlendirme kararlılığında sürdürdüm. Hiçbir günümü boş, okumasız, bilgi edinmeden, çalışmadan geçirmedim. Kendime ve başkalarına zaman ayırdım. Yeni bilgiler, işler, öğretiler öğrendim. Kimse ile kendimi kıyaslamıyorum. Ama kendi çapımda iyi işler yaptığıma inanıyorum. Başkaları için çalıştım. Vakıf, dernek çalışmaları yaptım. Bilgimi aktardım. Ekonomik yardım sağlayan derneklerde görev aldım.

                Asıl ve rutin işlerde bulundum. Kendimi aşmaya çalıştım. Herkese yardım etme azmi ile yaşadım. Hiçbir olaya ilgisiz kalmadım. Kötülüğe karşı her zaman önleyici oldum. İyiliği yaymaya çalıştım. Bütün bunlar okulda öğretilmedi. Kendi, kendimi de yetiştirmeye çalıştım. İşte bu bilgi ve bilinci insanlara kazandırmak gerekiyor.

                Bugün, ülkemizde öğretmenler ve aileler çocukları, öğrencileri yetiştiremiyor! Bilgi, başarı yönü ile de yetiştiremiyor. Ahlak olarak zaten doğal hayvanat parkına döndüğümüz görülüyor. Bilgi de yok!

 PISA, M.E. B. ABİDE, TIMES’in 75 bin öğrenci ile yaptığı çalışmalarda, tespitlerine göre; 8. Sınıf öğrencileri dört işlem bile yapamıyor. Yetersizlik ilkokulda başlıyor ve öğrenim sürecince ilerliyor. Sekizinci sınıf öğrencilerinin %16’si 4 işlem yapamıyor. Öğrencilerin %25’i Türkçe bilgisinden, temel derslerden başarısızdır. En başarısız ders; matematik dersidir. Öğrencilerin %85’i orta ve alt gruptadır. %53’ü temel bilgiden yoksundur. Alt düzeyde bilgiye sahiptir.

Türkçe dersinden de %66’si orta düzeydedir. Öğrenciler okuduğunu anlayamıyor. Deyimleri, atasözlerini anlayamıyor. Hiciv ve nüktelerdeki iletiyi anlayamıyor. Sebep - sonuç ilişkisi kuramıyor. Bir öğretmeni dinliyorum. Hiç utanmadan, arlanmadan, öğretmenlerin bulunduğu bir ortamda yemin ile şunu diyordu: “Ben hayatımda hiç kitap okumadım.” İşte bu öğretmenin öğrencileri de böyle olur. Ebeveynleri de okumazlardandır. İşte çocukları böyle oluyor!

Fen Bilgisinden, öğrencilerin %86’sı, sosyal bilimlerde %65’i başarısız durumdadır. Orta ve alt düzeydedir. Öğrencilerin %38,9’u vücudundaki organların görevini bilmiyor. Öğrencilerin %25’i harita okuyamıyor. Olaylar arasında ilişki kuramıyor. Bu durum ilkokul 4. Sınıfta, ortaokul 4. Sınıfta, lise 4. Sınıfta da benzerlik gösteriyor.

Türkçe öğrencilerin %28’i, matematik öğrencilerin %40’ı, fen bilimlerin %37,5’ü, sosyal bilimlerin %29,7’si, orta ve alt seviyededir. “Dört temel derste de kız öğrenciler, erkek öğrencilerden daha başarılıdır.”

 Ben, üniversiteye giriş sınavlarını 1976 yılından beri takıp ediyorum. Kızların, erkeklerden daha başarılı olduğunu görüyorum. Bu 43 yıldır böyle devam ediyor.

Yazık emeklere, giderlere diyelim. Milletin parasının en büyük payı Milli Eğitime Bakanlığı harcanıyor. Öğretmenler 5 bin liradan fazla aylık alıyor. 1 milyon 100 binden fazla öğretmen var. 166 bin akademisyen var. Ortada ne bilgin, bilge ne de olgun yetişmiş insan var. 26 milyon öğrenci böylece oyalanıyor. Ailede keyif, zevk, yaşamak için şaşırmış durumdadır! Bu okullardan mezun olanlar, insanlığa çok büyük zararlar vermektedir. Her yaptıkları berbat işler olmaktadır.

“Bir öğretmen kitap okumasa!” “ Diğer bir öğretmen, ben hiç yazılı sınav kâğıdı okumadan, not veriyorum, dese,” anne ve baba zaten ilim nedir, bilmese, zararlı ve kötü alışkanlıklar ardına koşarsa; sonuç böyle vahim olur.

Öğretmenler derse hazırlıksız gidiyor! Zaten, devlet, öğrencilere ücretsiz ders kitabı verirken, öğretmenlere ders kitabı vermiyor. Bir ay önce lise eğitim- öğretim mevzuatı değişti. Bunlar seminerlerde öğretmenlere öğretilecek, dendi. Ama bu yaz tatilinde öğretmenler seminer yapmadı. İki hafta okula boş gidip, geldiler.

 Ben, bir eğitici öğretmen olarak, 12 farklı okulda, 30 yıl öğretmenlik yaptım. Bazı az öğretmenli veya tek bir öğretmenli okullarda; “müdür yetkili öğretmen” olarak görev yaptım. Yüzlerce eğitim ile ilgili kitaptan yararlandım. Sorunlar yazmakla bitmez, tükenmez. Bu malzeme ile ancak bu kadar olur. Başarı sağlanamaz. Mevzuat değişmeli. Aile yapısı değişmeli. Öğretmenler değişmeli. Ya da yetiştirilmeli.

Her şeyin başı çok okumak, çalışmak, gelişme yapmaktır. İnsan kabak, manda değil ki, yatarak büyüsün. Kitap okuyan, öğrencilerin başarılı olduğu vurgulandı. Öğrencilerin büyük bölümü dersi anlayamıyor. Zekâ ve anlayış eksik! Zekâ da okumakla, beyin işletmekle, beslenme ile ebeveynin zeki olması ile ilgilidir.

Dünya insanlığı artık kötü eğitim yüzünden huzurlu, mutlu değildir. İnsanlar hep yakınıyor. Ama huzurlu, mutlu olmak için adım atan çok olmuyor. İyi olmak için; niyet edip, azimli, gayretli olmuyorlar.

Gösteriş için iş yapmamak gerekir. Rutin yaşamamalı. Her gün farklı uğraşlar olmalı. Hep aynı yerleri gezmemeli. Aynı yolu kullanmamalı. İyilikte değişiklik, hayırda yarış yapmalı. Huzursuz, mutsuz isek, yaşantımızda olumlu değişiklikler yapmalı.

Spor yapmayandan bir nane olmaz. Çalışmak istemez. Şişko ise hareket edemez. Yürüyemez. Koşamaz. Bedeni, çalıştırmak istemez. Mutlaka ama muhakkak düzenli spor yapmalı. Bedenen çalışarak, bedeni işletmeli. Beden ve ruh değişikliğine gitmeli. Aile içinde zırıltı, itişme, kakışma, kavga, münakaşa, tartışma yapmamalı. Esnek olmalı. Moloz yığını olmamalı. Güvenilir olmalı. Geleceği planlamalı. Konuşma ve davranışlarımız estetik olmalı. Çocukların dünyasını da kendimizinki ile birlikte yıkmamalı. Bugün Batıda ve ülkemizde aileler birbirini yemektedir. Boşanmalar artmaktadır. Çocukları perişan olmaktadır. Tam bir öküzlük durum vardır. Oysa olgun, anlayışlı, bilgin, çalışkan, ekonomik yaşayan durum olsa; hiçbir olumsuzluk olmaz. Bütün bunlar okulda öğretilmeli. Medya öğretmeli. Eğer başaramıyorsak, başarılı olamıyorsak, profesyonel uzmanlardan destek almalı. Yaşadıklarımızı iyileştirmeye azimle, gayretle çalışmalı.

Bugün, Batı dünyası ahlaken intihar ediyor. Haktan, hakikatten firar edip, kaçıyor. Sapıttıkça sapıtıyor. Sapkın ve sapık oluyor. Bütün bunlar bizleri de olumsuz etkiliyor. Bu sorunları devlet, millet sağduyu ile çözer. Çözüm bulur. Dertlere çare olur. Bizler ahlaken Avrupa’yı örnek alırken, bilimsel olarak örnek aldığımız bir durum 17 yıldan önce pek olmadı. Eğitim- öğretimde laikleşme, sekülerleşme, materyalistleşme oldu. İdeolojik sapkınlıkta, sapıklıkta bir nesil yetiştirmeyi hedef edindik.

Şeffaflık, temizlik, ahlak eksik oldu. Eğitim berbat oldu. Tarım ve hayvancılıkta böylesi bir ülkede ele muhtaç olduk. Güvenilir, sağlam, sağlıklı insan yetiştiremedik. Dindar nesil yetiştiremedik. Yönetim, değerlerden yoksundur. Halk, hak, hukuk düşmanıdır. Halk, katillere, teröristlere bile destek vermektedir. Ticaret berbattır.

İmam evden camiye gider- gelir. Toplum içine çıkmaz. Öğretmen, öğretmenevini mesken edinmiş. Halk, kumarhanelerde pineklemektedir. Bir şarkıcıya, futbola binlerce lira para verip, manyakçasına izlemektedir. Böylesi binlerce olumsuz manyaklık olaylar olmaktadır.

Batı medeniyeti deyip, öne çıkarmak, ahlaken toplumu, devleti bozmaktır. Batı medeniyeti hiç olmamış. İnsanlık pislik ve vahşetten başka bir şey görmemiş. Bir iyi durum olmuşsa, bin kötülükle yıkmışlardır. İdeolojik sapkınlık, felsefi sapıklık içinde olmamalı. Dünyaya, Batı vahşetine, dünya gemisine delik açtırmamalı. Hiroşima ve Nagazakiler hep oldu. Daha olmasına fırsat vermemeli. Bu sömürgeci, emperyalist, aşırı kapitalist, materyalist, bencil, ahlaksız yapıyı artık eğitim- öğretim, kültür ile kaldırmalı. Dünyaya maddi, manevi, ekolojik zarar vermemeli. Batı, batmıştır. Ahlaken, iman, inanç, ibadet, iyilik yönü ile batmıştır. Emperyalist, Siyonist, dinsiz imansız, laik, seküler, batıl inanışlar; insanlığı tamamen bozmaktadır. Öğrencilere hakkı, hakikati, anlattıktan sonra, bu pisliklerden, mikroplardan kaçınması için, batıl her yönü ile anlatılıp, sakındırmalı. Kaçındırmalı.  

Bireyi, toplumu uyandırmak gerekir. Toplum her şeyi, gündemde olanları bile anlayamıyor. PKK uzantısı siyasi parti “barış” yürüyüşleri yapıyor. Savaşa karşıyız, diyor. Evrensel değerleri kullanarak, halkı kandıyor. Oysa bireyin ve toplumun tüm iffet değerlerine tecavüz etmiş. Mal, can, iffet, nesil, akıl bırakmamış. Halk terör uzantılarının ardına yürüyor!

CHP, ülkemizde ve ülke dışında olan tüm terör örgütleri ile dayanışma içindedir. “Adalet” yürüyüşü yapıyor. CHP’li 33 belediye, 2019 yılında LGBTİ ENSES taraftarlarının sözde “onur” yürüyüşünü kutlama, destek mesajları yayınlıyor. Bunu Çanakkale gibi bir İlin belediye başkanı bile yapıyor. Eşcinselliği özendiren, bu yürüyüşlere, CHP+HDP+Solcular destek veriyor. Böylesi yürüyüşleri, özgürlük istemelerini telin etmeli. Lanetlemeli. Eleştirmeli. Önlemeli. Bu ahlaksızlığın zirve noktasıdır.

Halkımızın büyük bir kısmı, eşcinselliği hala iki cinsiyetlilik biliyor. “Eş” diye sözcük başlıyor ya! Öyle yorumluyor. İşte halka hakkı, hakikati öğretirken, batılı, küfrü, pisliği, korunma ve sakınmayı da öğretmek gerekir. Ayıptır, deyip; kötülükleri yapanların amaç, hedeflerini bile kapsamlı, doğru sorgulayamıyor. Şimdi LGBTİ ENSES destekçilerine soralım: Siz ve aile halkı, akrabalarınızın, LGBTİ ENSES olmasını ister misiniz?

Aptal olmamak gerekir. Aptal anlamaz ama yine konuşur. Aptal nefsine uyar. Aptal önemlinin değerini anlamaz. Aptal yolun sonunun cehenneme çıkacağını bilemez. Aptal, bilgi ile yaşayamaz. Aptal bilgili olamaz. Aptalın yaptığı işlerden hayır gelemez. Aptal kendini, hakkı, hukuku, onuru bilmez. Aptal düşerse, düşünmeye başlar ama yeterli, doğru düşünemez. Aptal akıllıca konuşamaz, iş yapamaz. Aptal olayları analitik düşünemez. Aptal dünyayı kendi aklınca değiştirmeye kalkar. Aptala, aptallar uyar, kanar, aldanır. Aptal inatçı olur. Aptal akılsız olur. Aptal her pisliğe konar. Aptal kendini bilge sanır. Aptal, din - iman, ilim anlamaz. Aptallar kendini en akıllı sanır. Allah cc. aptal olmaktan bizleri korur, inşallah.

Tüm sapkın ideolojiler, sapık felsefi akımlar, Batı denen zavallı akılsızların beyinsizliğinden türemiştir. Savaşların ana nedeni, yapanı, sömürgeleştirenleri de daha çok Batı dünyasıdır. Bunlar dünya barışını, fikrini, yaşayışını hep bozmaktadırlar. Her pislik buradan yayılmıştır. Olayları doğru sınıflandırabilmek için, doğru bilgi sahibi olmalıyız. Yeterli bilgi sahibi olmalıyız.

Bugün, Batı Dünyası’nda daha çok insan nüfusunun azalması vardır. Her yıl azda olsa, 10 bin de olsa, nüfus azalmaktadır. Diğer dünyada ise çoğalma, kontrolsüz, denetimsiz artma vardır. Çok eşlilik ve çok çocuk yapma, kontrolsüz artma vardır. Kuru ekmek, su bile bulamamakta, sağlık hizmeti alamamaktadır. Bir milyar insan hala elektrikten yoksundur. Bir milyar insan su ve ekmekten de yoksundur. Nasıl çocuk sahibi olmamız gerektiği bilgisi kazandırılmalı. Tavşan gibi doğurmamalı. Babam, 3 tane tavşan almıştı. Çok doğurduğundan, kontrol edemediler. Elden çıkardılar. Böyle olmamalı. Bakıp, yetiştirebileceğin kadar; eğitim, öğrenim gördüreceğin kadar çocuk sahibi olmalı.

Şimdi sizlere insan nüfusunun nasıl arttığını rakamlarla yazmaya çalışacağım. Şöyle ki: “

1882 yılında dünyada 1 milyar insan var.

1927 yılında 2 milyar,

1961 yılında 3 milyar,

1971 yılında 4 milyar,

1987 yılında 5 milyar,

1999 yılında 6 milyar,

2011 yılında 7 milyar,

2019 yılında, bugün, 7,750 milyar dünyada insan yaşıyor.

2050 yılında 12 milyar olacağı tahmin ediliyor.

Çok doğuranları, vekâlet savaşları ile yok ediyorlar. Çok doğuranların çocukları terör olaylarında kullanılıyor. Ülkeleri işgal ediliyor. Sömürgeleştiriliyor. Yanı çokluk, güç değildir. Çokluk acizlik, zaaf oluşturuyor. Çekirge sürüsü gibidir. Bir ilaçlama ile yok olur, gider! Kontrollü, denetimli, gelişerek, büyümek, gelişmek gerekir. Akıllı olmalı. Bilgi ile İslam ile yaşamalı. Doğrular, gerçekler insanlara öğretilip, bilgilendirmeli. Bilinçlendirmeli. Eğitimin hedefi; ideolojik sapkınlığı verme, felsefi sapıklığı benimsetme olmamalı. Bugün dünya bu yanlışın pisliği içinde can çekişmektedir!

Ebeveynler, çocuk yapmadan önce vücutlarını zararlı, kötü maddelerden arındırmıyorlar. Zararlı, kötü madde ile genlerini, DNA, hücrelerini, vücut organlarını bozuyorlar. Alkol, sigara, bağımlılık yapan madde, haram, temiz olmayan besin, gıda maddeleri yiyerek, doğacak çocuğun; sakat, engelli, bozuk, eksik, aksak olmasına neden oluyorlar. Anormal doğan çocuk da, ebeveynde yaşamın ilke ve kurallarına uymadan, yaşarken; kaza, hastalık geçiriyorlar. Böylece toplumdaki insanların %17’ye varan oranda eksik, anormal, dengesiz, ölçüsüz, bozuk çocuk ve insanlar oluşuyor. Bunlar toplumdaki, okuldaki düzeni, nizamı, intizamı, işleyişi bozuyor. Bunlardan devlet, millet, insanlık, okul öğretimi zarar görüyor.

Birde ilkokul, ortaokulda ”karma öğretim” yapılıyor. Bu dengesizlerle, akıllı, zeki, terbiyeli, olgun çocuklar aynı sınıfı paylaşıyor. Öğretmen berbat, öğrenciler haşat oluyor. Verimli, kaliteli ders işlenemiyor.

“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive Bozukluğu olan çocuklar da başarısız oluyor.” Bu genlerle ilgili dikkat ve davranış bozukluğudur. Klinik bozukluktur. Dikkat kolayca dağılıyor. Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik oluşuyor. Tedavi edilmelidir. Genetik ve çevresel etkenler etkindir. Genlerle ilgili tam anlamı ile bir iyileştirme henüz yoktur. Belki 10 yıl içinde genlerle ilgili iyileştirme başlayabilir.  

Erkeklerde, kızlardan 2- 3 kat daha Hiperaktive bozukluğu vardır. Öğretmenler ve ebeveynler bu tip öğrencilerin üstesinden gelememektedir.

Bir de “davranış bozukluğu olan, dengesiz çocuklar” vardır. Bunlarda sınıf düzenini bozmaktadır.

Bir de “otizm” olan çocuklar vardır. Bunların böyle olmasının nedeni, ailenin ve atalarının sağlık kurallarına uygun yaşamamalarıdır.

Bir bozukluk, 7 (yedi) nesil boyunca devam eder. Yanı anormal anne ve babanın bozukluğu, 250 yıl sonra doğacak olan çocuklara olumsuz etki eder. Bunun içindir ki, herkes yaşantısına dikkat etmelidir. Helal, sağlıklı, doğal beslenmeli. Hastalandığında tedavi olmalı. Zararlı ve kötü alışkanlıklardan, kötü yaşam tarzından uzak kalmalıdır.

Öğrenci hedefini yüksek ve ulaşılabilir tutmalı. Anaokulundan itibaren başarılı olmaya başlayıp, bu başarıyı yaşam boyunca sürdürmeli. Başarılı olup, kariyer edinmeli. Ama insan, insanlıklı insan, insancıl insan, sabırlı, merhametli, olgun, ibadetli, iyilik eden, şahane mümin olmalı. Sapkın ve sapık olmamalı. Deneyimli, etkin, dinamik, sistemli çalışan olmalı. Günlük, haftalık, aylık, yıllık planlar yapmalı. Başarmak için daha fazla ders, etüt, deneme, çalışma yapmalı. Daha çok pratik- uygulama yapmalı. Sınavlarda başarılı olmalı. Çok bilgili, kültürlü, maharetli olmalı. Spor, kültür, sanat sahibi olmalı. Yabancı dillerden bilmeli. Büyük düşünmeli. Doğru düşünüp, doğru işler yapmalı. Hakkaniyetli işler yapmalı. Hak, hukuk, doğruluk, dürüstlük hakkaniyet, güzel ahlak, edep, hayâ gibi değerleri yaşamalı. Empati yapmalı. Dünyayı izlemeli. Dünyaya örnek, önder, lider olmalı.

Değer yargılarına sahip olmalı. Bilimde önder, öncü, lider olmalı. İyi bir gelecek için okumaya değer okullarda okumalı. “Başarı, doğru tercihle başlar.” Her zaman doğru tercihler yapmalı.

Fen, matematik, sosyal bilimlerde başarılı olmalı. Nitelikli eğitim almalı. Mesleki ve sosyal aktivitelerde bulunmalı. Etütlere katılmalı. Velilere saygılı olmalı. Öğretmenlere saygılı olmalı. Zengin Z kütüphanelerinden yararlanmalı. Destekleme yetiştirme kurslarına katılmalı.

Eğitim ve öğretimde olsun, devlet yönetiminde olsun; her zaman sürdürülebilir, temelde planlar, projeler uygulamalıyız. Çözümler hakkında çalışmalar yapmalıyız. Stratejik gelişme ve planlama yapmalıyız. Kurumsal performans sağlamalıyız. İş sürekliliğimiz mutlaka sağlanmalı. Risklerin üstesinden gelinmeli. Süreç yapılandırma ve geliştirme, yenilik, değişim, inovasyon, AR-GE yapmalı, gerçekleştirmeli. Değerlendirmeleri haftalık, ayılık, yıllık, dönemsel yapmalıyız. Yararlı ve verimli çalışmalar yaparken, kaliteden ödün vermemeliyiz. Yüksek performans sağlamalıyız. Güçlü kurumsal yapıya sahip olmalıyız. Hizmet ve verimlik odaklı, kalite ve memnuniyet merkezli çalışmalıyız. Evrensel ve özgün davranmalıyız.

Riski doğru yönetmeliyiz. Belirsizliğe düşmemeliyiz. Her gün biraz daha ileri ve yükseğe ulaşmalıyız. Alçalmamalıyız. Alçaklaşmamalıyız. Yazılımlar üretmeliyiz. Teknolojiyi her alanda kullanmalıyız. Kurumsal yönetimde, yöneticilik, liderlik, üstün özellik sahibi olan önemlidir. Bilgi ile lider anlayışı olmalı. Kurumda farklı görüşlerin yaşamasına olanak verilmeli. Hep aynı tip de insanlarla pek başarı sağlanamaz. Ama yıkıcılara, bozgunculara, fitnecilere asla fırsat verilmemeli.

Kurum, değerli bir varlıktır. Korunup, geliştirilmeli. Finans olmalı. Varlık olmalı. Gereksinimler karşılanmalı. Eksiklikler giderilmeli. Gelir istikrarı olmalı. Tehditler giderilmeli. Başkalarına karşı husumet, kin, nefret beslememeli. Düşman değil dost kazanmalı. Kültür, bilgi, birikim, donanım, deneyim, strateji olmalı. Mallarla kurum götürülemez. Yasal düzenlemeler, kurumum etkinliğine, işlerliğine olumlu katkı sağlamalı.

 Devlet kötü yönetiliyorsa, millet illetli hale gelmiş ise, hiçbir kurum doğru işletilemez.

Yöneticilik çok farklı, üstünlük isteyen, başarı, beceri, deneyim, anlayış isteyen bir durumdur.

Dünyada 196 ülke BM’ye kayıtlıdır. Bu ülkeler arasında 17 yıldan beri Türkiye Devlet Başkanı Erdoğan en başarılı lider seçilmektedir. Ama toplum ve devlet o kadar bozuk ki, düzeltememektedir. Düzeltecek elemanı da yoktur. İyileştirenden çok yıkıcılar etkindir. Öyle ki, Avrupa, Asya, Amerika, Afrika kıtalarında gerçek anlamda bir lider yönetici yoktur. Başarılı, beğenilen siyasetçi, bürokratta öyle çok değildir. Çünkü eğitim sistemi başarıları torpili yor, azaltıyor.

Riskler bulunup, giderilmeli. Risklerin etkileri analiz edilip, giderilmeli. Riskler yok edilmeli. İş sürekliliği sağlanmalı. Krizler doğru yönetilmeli. Hasarlar giderilmeli. İnsanların ekonomileri artırılmalı. Kültür ve becerileri geliştirilmeli. Kamu binaları 24 saat eğitim vermeli. Rekabet anlayışı geliştirilmeli. Siber güvenlik sağlanmalı. Savunma yeterli olmalı. Marka olmalı. Marka değeri oluşturmalı. Her ihtiyaç karşılanmalı. Eksiklikler giderilmeli. İşler iyi gitmeli. İşsiz kalmamalı. Niteliksiz eleman, insan olmamalı. Doğal afetlere, beşeri afetlere hazırlıklı olmalı. İklim değişikliği oluşturacak etmenler kaldırılmalı. Politik şiddet, anarşi, terör olmamalı. Olmaması içinde insanlar doğru eğitilmeli. İnsan yanlış ise her şey kötü, çirkin, zararlı, berbat olur!

Şu anda devlet- kamu işletmelerinde, kurumlarında 4,5 milyon insan çalışmaktadır. Özel şirketlerde milyonlarca insan çalışmaktadır. Bunların %10’u bile başarılı değildir. Başarılı olmadıklarından; özel sektör ve devlet borç içindedir. Kalite ve verim, memnuniyet ve başarı eksiktir. Öğretmenlerin, imamlarında %10’u başarılı değildir. Kondisyon yok! Performans yok! Görev anlayışı eksik veya tamamen sıfır düzeyindedir! Sadece ülkemizde böyle değildir. Dünya bunun için aksak yürümektedir. Ülkemiz ve dünya gençliğinin %27’si çalışmak istememektedir.

Herkesin görevine uygun sıfatları olması gerekir. Annenin, annelik sıfatı, babanın babalık sıfatı, büyükbabanın büyükbaba sıfatı, büyükannenin büyükanne sıfatı, özellik ve nitelikleri olması gerekir. Öğretmeninde; eğitimcilik, öğretmen sıfatı olmalı. Bilgisi ve yaratılışı bakımından güzel bir eğitimci öğretmen sıfatlı olmalı. İmam Hatibinde kendine özgü sıfatları olmalı. Aksi halde yaptığı görevi, ödevi, yükümlülüğü, sorumluluğu hakkıyla yerine getiremez. Getirmemektedirler!

2012 – 2013 eğitim- öğretim yılından itibaren Türkiye’mizdeki tüm okullara; “ seçmeli Dini İlimler dersleri” seçmeli olarak konuldu. Zaten okullarda zorunlu “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi vardı. Liseye kadar haftada iki ders saati, lisede haftada bir ders saati verilmektedir. Ama isteyenin alabileceği, seçmeli dini dersler konuldu. Bunlar isteyene haftada 2 ders saati verilmektedir.

Bu dersler; “ Kur’ân-ı Kerim, Siyer  ( Peygamberimizin Hayatı,) Temel Dini Bilgiler,  Arapça dersleri seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Ama öğrencilerin sadece %10 kadarı bu seçmeli dersleri almaktadır. Müslüman bir ülkede İslam’ı derslere ilgi çok azdır. Oysa bu milletin dine, imana, İslam bilgisine ve ahlakına çok gereksini vardır. Ahlaksızlık yüzünden devlet ve toplum düzeni iyi gitmemektedir.

Örtünmeye- tesettüre farz olduğu için önem ve değer veren müminler, çocuklarını okula gönderemedi. Çünkü başörtüsü yasağı vardı. Çocukları ilkokul ya okuyabildi ya da okuyamadı. Dine az da olsa duyarlı hükümetlerden; 1983- 1989 ANAP- Turgut ÖZAL Hükümeti, başörtüsü yasağını TBMM’de kaldırdı. Ama yasayı CHP, Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirdi. Yasak böylece devam etti.

Yine 2007 yıllarında Ak Parti Hükümeti, yasağı 2007 yılında TBMM’de yasa çıkararak kaldırdı. Yine CHP, yasayı noteri durumunda gibi olan Anayasa Mahkemesi’ne götürerek kaldırdı.

Bir de Ak Parti bu yüzden Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak istendi. Ama bir oy farkla kapatılmadı.

CHP, laikliği, müminler için bir Demokles Kılıcı ve faşizm+komünizm+ ateistlik+ İslam ve Müslüman düşmanlığı olarak hep kullandı. Başörtülü bir kişi okula, devlet dairelerine giremedi. Hatta serbest avukatlık yapamadı. Hastaneye, acile alınmadığı oldu. Askeri alana anneler, oğlunun yemin törenine, düğüne alınmadı. Sağlık karnesine başörtülü yaşlı kadınların resmi olduğu için, oğlundan dolayı askeri hastaneye gitti. Ama tedavi veya muayene olamadı. Bir tanesi de benim kayınvalidemdi. Ankara Gata’da muayene edilmedi. Sağlık karnesinde başörtülü resmi var, diye! Bir rezalet, kepazelik, rezillik, rüsvalık, ahlaksızlık, insan, İslam, Müslüman, düşmanlığını, bu şehit yurdu ülkemizde iliklerimize kadar ne yazık ki yaşadık. Yaşattılar. Hepsine Allah cc. akıl, fikir, hidayet isteme duygusu verir, inşallah.

Yaz Okullarında dini bilgi, Kur’an-ı Kerim verilmektedir. Bu kurslara da ilgi %10 bile yoktur. Bu kursları; Diyanet, dernekler, vakıflar, cemaatler vermektedir. Dün bir vakfın, bir okulda verdiği Yaz Okuluna gittim. 1,000 öğrenciden fazla öğrencisi olan okulu, Yaz Okulu öğrencileri kullanmaktadır. Ancak iki sınıf açabilmişler. 37 öğrencileri vardı. Öğretmenlerinden biride,  benim ilkokuldan öğrencim Seda idi. “Onlara son 40 yıl içinde Müslümanlara yapılan saldırı, açılan savaş, iç savaşları 2 derste anlattım. 20 kadar savaşı özet olarak anlattım.” Tabi ki, bin öğrencisi olan okulda, 37 öğrenci görünce çok üzüldüm.

Haşin, gaddar, acımasız, merhametsiz, ilgisiz, bilgisiz bir kişiden; anne, baba, dede, nine, eğitimci, öğretmen, imam hatip olmaz. İşte görüldüğü gibi olmamaktadır! İnsan fikren, niyet, duygu, düşünce, eylem, hareket, davranış olarak; görevine, mesleğine, statüsüne uygun bir yaratılışta olmalı. Bilgili, bilinçli, donanımlı, deneyimli, azimli, gayretli olmalı. Özveride bulunmalı. Bu konularda söylenecek, yazılacak çok daha bilgi vardır. İnsan her anını bilgi edinme ile ve de edindiği doğru, yararlı bilgiyi yaşamaya çalışmalıdır. Kurtuluş sadece ve ancak dosdoğru, gerçek, yararlı, güzel, iyi, olumlu olmadadır. Aksisi iki dünyada cehennemi yaşatır!

Çocuklarımıza, öğrencilerimize, halkımıza, devlet ve kurumlar, bireyler olarak; milli, manevi, ilmi, dini, insani, evrensel tüm değerleri öğretmeliyiz. Bu değerler ile eğitmeliyiz. Değerlerimizi kavratmalı. Benimsetmeli. İçselleştirmeli. Özümsetmeli. Ruhlarına, genlerine işletmeli. Beyinde, kalpte yaşatmalı. 

İnsanımıza vatan, devlet, millet, ümmet, insan, doğa, varlık, memleket, ülke aşkı, sevdası kazandırmalı. Hain, alçak, kahpe, katil, düşman, sapkın, sapık, serseri yetiştirmemek için, gereken her ne ise ilmen yapılmalı. Şu anda yapılması gerekenin %10’unun bile yapılmadığını görüyorum. Bunun içindir ki; ülkemiz, dünya, insanlık bir fitne, fesat- bozgunculuk, nifak- ayrılıkçılık, düşmanlıklarla kahrolmakta, yok olmakta, huzursuz, mutsuz olmaktadır! Sapkınlık, sapıklık, sapkınlar, sapıklar rağbet görmektedir! Allah cc. inşallah akıl, fikir, hidayet, insanlık, İslam nasip eder…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.