Hayat hutbeye dönüşür dedim ya…

İşte o zaman sözler kısalır, anlam büyür. Kimse uzun uzun anlatmaz artık. Çünkü herkes ne yapması gerektiğini bilir. Bir bakış yeter, bir işaret yeter, bir selam yeter.

Abone Ol

Dedim ki:

“İyilik çoğaldığında, anlatmaya gerek kalmaz.
Merhamet yayıldığında, hatırlatmaya gerek kalmaz.”

Çünkü o artık bir alışkanlık değil,
bir karakter olur.

Bir mahallede insanlar birbirine sahip çıkıyorsa,
o mahallede din sadece anlatılmıyordur; yaşanıyordur.

Ve işte o zaman şu cümle gerçek olur:

“Cami dolu mu?” diye sormaya gerek kalmaz.
Çünkü mahalle doludur.
Kalpler doludur.
İyilik doludur.

Sonra şunu düşündüm:

Belki de biz bugüne kadar hep yanlış yerden baktık.
“Cemaat neden böyle?” dedik.
“İmam neden şöyle konuşmuyor?” dedik.

Ama hiç dönüp kendimize sormadık:
“Ben ne yaptım?”

Dedim ki:

“Bir mahalleyi değiştirmek için
herkesin değişmesini beklersen, hiçbir şey değişmez.

Ama bir kişi değişirse,
her şey değişmeye başlayabilir.”

O bir kişi sen olabilirsin.
Ben olabilirim.
Yanındaki olabilir.

Ve belki de mesele şudur:

Kimse ilk adımı atmak istemiyor.
Çünkü kimse görünmek istemiyor.
Çünkü kimse sorumluluk almak istemiyor.

Ama unutma:

İlk adım küçüktür,
ama etkisi büyüktür.

Bir selam verirsin,
bir kapı açılır.

Bir hal hatır sorarsın,
bir dert ortaya çıkar.

Bir el uzatırsın,
bir hayat değişir.

Ve belki de…

Bir mahalle böyle ayağa kalkar.

Son sözüm şuydu:

“Allah bize her hafta aynı şeyi öğretmeye çalışıyor.
Ama biz hâlâ öğrenmediysek,
sorun anlatanda değil, anlamayandadır.”

Ve şimdi gerçekten en son:

Cuma bitiyor.
Saflar dağılıyor.
Herkes kendi yoluna gidiyor.

Ama asıl soru hâlâ ortada:

Kim, kimin yoluna girecek?