Tekno güzellik şirketi L'Oréal Türkiye, Dünya Çevre Günü kapsamında sürdürülebilirlik vizyonunu tedarikçilerinden tüketicilerine kadar tüm değer zincirini daha yeşil bir geleceğe taşıyor. Bilim, yeşil inovasyon ve döngüsel ekonomi ekseninde şekillenen bütüncül ekosistem yaklaşımı hem çevreyi korumayı hem de toplumsal fayda sağlamayı amaçlıyor.
Sürdürülebilirliği tüm operasyonlarının ve iş modelinin kalbine yerleştiren L'Oréal Türkiye, bilimsel veriler rehberliğinde çok daha radikal ve yeşil bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Dünyanın dengesini koruyan dokuz gezegen sınırından yedisinin aşılmış olması karşısında kararlılıkla hareket ettiğini duyuran şirket; bu küresel değişiklikle mücadelenin yol haritasını; yeşil bilim, döngüsel istikrar ve bütüncül ekosistem yaklaşımı üzerine kurduğunu açıkladı.
Sürdürülebilirliğin artık bir maliyet unsuru değil, yeni nesil büyüme modellerinin en büyük itici gücü olduğunu belirten L'Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü & Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu, bu dönüşümü ve Dünya Çevre Günü mesajını şu sözlerle aktardı: 'Gezegenimizin geleceği için sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, hepimizin ortak sorumluluğu ve en büyük pusulasıdır. Biz, L'Oréal Türkiye olarak bu dönüşümü ürün formüllerimizden tedarik zincirimize kadar tüm iş süreçlerimizin en temel parçası haline getirdik. Dünya Çevre Günü, bu kapsamda yürüttüğümüz kesintisiz çalışmaları paylaşmak ve tüm iş ortaklarımızı, tüketicilerimizi bu ortak geleceği yeniden tasarlamaya davet etmek için çok değerli bir momentum sunuyor. Küresel ölçekte yürüttüğümüz 'Gelecek için L'Oréal sürdürülebilirlik programımız çerçevesinde ülkemizde hayata geçirdiğimiz öncü projelerle, Türkiye'yi Grup içerisinde başarıyla temsil etmekten ve daha kapsayıcı bir güzellik ekosistemine liderlik etmekten gurur duyuyoruz.'
Güzelliğin geleceğini yeşil bilimler ve teknolojik inovasyon şekillendiriyor
Yapılan açıklamaya göre; L'Oréal Türkiye, sürdürülebilir dönüşümün henüz fikir aşamasındayken başladığına inanıyor. 'Yeşil Bilimler' ve eko-tasarım yaklaşımı doğrultusunda, 2030 yılına kadar ürün içeriklerinin yüzde 95'ini biyo-bazlı kaynaklardan, bol bulunan minerallerden veya döngüsel süreçlerden elde etmeyi hedefleyen şirket; sürdürülebilir olmayan bileşenleri daha formül aşamasındayken sistem dışına çıkarıyor. Temelini minimum kimyasal süreçten geçerek yenilenebilir bitki bazlı kaynaklardan, düşük enerji tüketiminden alan yeşil kimya yaklaşımının somut örneklerinden biri ise L'Oréal'in patentli molekülü Pro-Xylane oluşturuyor. Yeşil kimya prensipleriyle geliştirilen dünyanın ilk kozmetik moleküllerinden biri olan bu yaşlanma karşıtı aktif içerik, doğal bir şekerden elde ediliyor ve tamamen su bazlı reaksiyonlarla üretilerek çevresel etkiyi en aza indiriyor.
Laboratuvardaki bu yeşil bilim rüzgarını tüketici alışkanlıklarına da taşıyan şirket, geliştirdiği yenilikçi teknolojilerle hem evlerde hem de profesyonel salonlarda su tüketimini en aza indiriyor. Tüketicilerin banyoda çok daha az su ile durulayabileceği saç bakım formüllerinin yanı sıra suya hiç ihtiyaç duymadan makyaj temizlemeyi mümkün kılan Micellar su teknolojisi, günlük su kullanımında yeni bir dönem başlatıyor. Suyun verimli kullanımı konusundaki teknolojik gücünü profesyonel kuaför salonlarına da taşıyan şirket, TIME dergisinin 'En İyi İcatlar' (Best Inventions) listesinde yer alan L'Oréal Professionnel GJOSA Water Saver teknolojisiyle öne çıkıyor. Özel patentli su parçalama sistemiyle çalışan bu inovatif duş başlığı, salonlarda durulama esnasında yüzde 69'a varan su tasarrufu sağlıyor.
Şirket, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin yolunun geçici çözümlerden değil, iş yapış biçimlerindeki kararlılık ve istikrardan geçtiğine inanıyor. Bu doğrultuda geleneksel 'al-yap-at' modelini geride bırakan şirket; ambalaj tasarımından lojistiğe kadar her adımda 'azalt-yeniden doldur-geri dönüştür' yaklaşımını uyguluyor. Ambalajların ağırlığını ve hacmini istikrarlı bir şekilde optimize ederek atık tüketimini azaltan şirket, ambalaj verimliliği sayesinde lojistik süreçlerinde daha az araçla daha fazla ürün taşıyarak karbon emisyonlarını azaltıyor. Plastik kullanımını azaltma konusundaki kararlılığını orta vadeli hedeflerle destekleyen şirket, 2030 yılına kadar saf plastik kullanımını yüzde 50 oranında azaltmayı taahhüt ediyor.
Bu dönüşüm, ambalaj inovasyonlarının yanı sıra tedarik zinciri ve lojistik operasyonlarında da kalıcı bir modele dönüşüyor. İstanbul içindeki lüks ve profesyonel ürünlerin dağıtımlarını tamamen elektrikli araçlarla gerçekleştirerek yılda 58 ton karbon emisyonunun önüne geçen şirket, mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yılda 400 ton su tasarrufu sağlıyor.
Şirketin döngüsel ekonomideki kesintisiz kararlılığı, raftaki ürünlerinde de kendini gösteriyor. İkonik markalarında sunduğu yeniden doldurulabilir (refill) çözümler sayesinde plastik ve cam kullanımında yüzde 59 ile 75 arasında bir azalma sağlayan şirket, ambalaj atıklarını ortalama yüzde 70 seviyesinde düşürüyor. Üstelik bu yöntemle sürdürülebilirliği tüketiciler için de cazip hale getirerek, yüzde 20-25 oranında daha fiyat avantajı sunuyor.
Tedarikçiden topluma bütüncül ekosistem yaklaşımı
Şirket, gerçek sürdürülebilirliğin ancak tüm paydaşları kapsayan ortak bir ekosistemle mümkün olacağına inanıyor. Değer zinciri etkisinin yüzde 50'den fazlasının tedarikçilerden kaynaklandığı bilinciyle hareket eden tekno-güzellik lideri, bu sürdürülebilir dönüşüm sürecine iş ortaklarını da dahil ediyor. 'Gelecek için L'Oréal' sürdürülebilirlik programı kapsamında şirket, stratejik tedarikçilerinin de 2030 yılına kadar doğrudan emisyonlarını (Kapsam 1 ve 2), 2019 seviyelerine kıyasla yüzde 50 azaltmalarını hedefliyor. L'Oréal, bu yeşil yolculukta iş ortaklarını yalnızca denetlemekle kalmıyor; eğitim, teknoloji transferi ve kesintisiz bilgi paylaşımıyla onları aktif olarak destekliyor.
Bu ortaklık modeli, çevre odaklı hedefleri toplumsal faydayla buluşturan güçlü bir sosyal köprüye dönüşüyor. Stratejik tedarikçilerinin yüzde 100'ünün çalışanlarına 'insana yakışır ücret' politikasını benimsemesini destekleyen şirket, adil çalışma koşullarını tüm değer zincirine yayıyor. Kapsayıcı tedarik yaklaşımıyla; engelli bireyler, kadın girişimciler ve yerel KOBİ'ler gibi ekonomik açıdan desteklenmesi gereken gruplara öncelik veren bu model, dünya genelinde 90 binden fazla kişinin istihdama katılmasına katkı sağladı. Türkiye'de ise tedarik zinciri aracılığıyla desteklenen 146 kişilik istihdamın yüzde 61'ini kadın girişimciler, yüzde 39'unu ise KOBİ'ler oluşturdu. Küresel ölçekte sosyal fayda projeleriyle 10 milyon kişiye ulaşan şirket, bu projelerle 5 milyon kadının güçlenmesine doğrudan destek oldu.