Ak Parti Eski Milletvekili Metin Külünk sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada memleketi Rize ile ilgili çarpıcı bir konuya dikkat çekti. Anadolu’nun sosyolojik olarak tapu şehirlerinde Rize’de sosyolojik çözülmenin yaşandığını belirten Külünk Rize akademi dünyasına ve ilim-irfan çevrelerine ve STK’lara seslendi.
Siyasetçi Metin Külünk “Anadolu, bize sadece kılıçla vatan olmamıştır. Kılıcın ötesinde, onu hakikatin emrine alan bir varoluş anlayışı esastır. Anadolu irfan mektebinin öğrencileri; baba, eren, ata, gazi ve sufi geleneğinin temsilcileri olarak girdikleri her yerde çatışmacı modeli, insanın aklı ve kalbiyle barışa dönüştüren bir anlayışın taşıyıcısı olmuşlardır. Kalplere dokunan, paylaşmayı esas alan; sırtındaki heybesinde taşıdığıyla “bir insanı dirilt ki bütün insanlığı diriltmiş olasın” müjdesini gül dağıtır gibi yayan ve toplumsal yapıyı irfanın sosyolojisine dönüştüren bir model inşa etmişlerdir” dedi.
SOSYOLOJİK OLARAK ANADOLU’NUN TAPUSU OLAN ŞEHİRLER.
Külünk “Kadim tarihimizde, özellikle Selçuklu’da itibaren Anadolu’da sosyolojik tapu niteliği taşıyan şehirlerimiz vardır. Bu şehirlerde başkasının hukukuna tecavüz edilmez kamu malına ise hiç el uzatılmaz bir kültürün esas olduğu hırsızlık az, ahlaksızlık sınırlı, adaletsizlik ise kabul edilemezdir. İnsan, kendini ahlak ve maneviyatla anlamlandırır; insanı çürüten hiçbir unsura izin verilmez. Ramazan’da iftar saati büyük bir heyecanla beklenir, iftar anında şehir üzerine bir sükûnet çöker. Herkes kendini güvende hisseder; kapılar açıktır, dükkânların anahtarları üzerindedir. Çünkü insanlar, aldığının karşılığını bırakacak kadar yüksek bir ahlaki seviyeye sahiptir. Cuma namazı büyük bir heyecanla beklenir ve sonrasında çay ocaklarında sohbetler edilir” ifadelerini kullandı.
RİZE ANADOLU’DAKİ SOSYOLOJİK OLARAK TAPU ŞEHİRLERİMİZDEN
Anadolu’nun bu sosyolojik tapu şehirlerinden birinin Rize olduğunu vurgulayan Metin Külünk “Ancak özellikle son beş yılda, yapay zekâ ve dijitalleşmenin küresel ölçekte dayattığı pagan sosyolojisinin etkilerini inkâr edemeyiz. Bu tür saldırılar tarihte ilk kez yaşanmamaktadır. Moğol istilası döneminde de bu topraklar büyük bir travma ve çöküş yaşamıştır. Ancak o yıkımın ardından İslam dünyası kendini toparlamış, öncesinde İmam Gazali gibi isimler istilanın tahribatını silme noktasında son derece önemli merkez olmuştur.
Bugün ise yapay zekâ ve dijital araçlar üzerinden dayatılan pagan psikolojisi ve yaşam biçimi, Moğol istilasından daha kapsamlı ve çok ama çok tehlikeli bir kuşatma ve istila gerçekleştirmektedir. Bu noktada şehirleri yönetenler; kamu kurumları, akademi, kanaat önderleri, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları ve büyük aileler, bu kuşatma karşısında teslim olmamalıdır. Şehir anbean gözlemlenmeli; ‘Bu şehrin sosyolojisine ne oldu? Bu çürüme neden bu kadar hızlandı? Bu ahlaki zafiyet nasıl bu kadar yaygınlaştı?’ soruları açıkça sorulmalıdır. Yuvarlak masa toplantıları, çalıştaylar düzenlenmeli; şehir adeta nakış işler gibi yeniden işlenmelidir. Özellikle şehrin münevverleri öne çıkarılmalı, onların düşünceleri şehrin dokusuna işlenmeli ve bir düşünsel dönüşüm başlatılmalıdır” diyerek sordu. “Rize’deki sosyolojik çözülmenin şiddetinin farkında mısınız?
RİZE’DE YAŞANAN SOSYOLOJİK ÇÖZÜLMENİN NE KADAR HIZLANDIĞININ FARKINDA MISINIZ?
Açıklamasında şehrin siyasetçilerine seslenen Külünk “Kökler ve Kanatlar” paneliniz kıymetlidir, ortaya koyduğunuz çalışmalar değerlidir. Üniversitenin, sayın rektörün gayretleriyle bilimsel anlamda geldiği noktaya elbette saygı duyuyoruz. Şehir tarihsel kodlarından uzaklaşma yolunda hızla mesafe alıyor ve şehri yönetenler ayaklarınızın altından halının kaydının farkında mısınız ? Ancak, şehrin sosyolojik olarak nasıl bir çürüme sürecine girdiğini fark edip akademi kanaat önderleri sivil toplum eğitim dünyası kamu yönetimi bu konuda şehirle birlikte düşünmüyorsa, hepimizin durup yeniden değerlendirme yapması gerekir. Eğer Rize gibi Anadolu’nun sosyolojik tapusu olan bir şehirde, genç nüfus arasında ahlaki zafiyet hızla artıyor ve bu durum sürekli yükselen bir eğilim gösteriyorsa, hepimiz şapkamızı önümüze koyup düşünmek zorundayız. Üstelik bu şehirde “arz-talep dengesi” adı altında yürütülen ve toplumsal çözülmeyi hızlandıran her adımdan uzak durmak gerekir değil mi? Rize’nin ruhunu, kimliğini ve geleceğini zedeleyen bu sürece sessiz kalmak; ilme, irfana ve sorumluluğa yakışmayacağını bilmek gerek. Evet, Anadolu’nun sosyolojik tapusu olan Rize’de; kapsamlı çalışmalar yapılabilir, veriler analiz edilebilir ve bu çalışmalar üzerinden hareketle irfan mektebi yeniden canlandırılabilir. Şehrin tarihsel rolü daha da güçlendirilebilir. Ne dersiniz? Özellikle şehrin siyasetçilerine sesleniyorum: Bu yönde bir endişeniz, bir düşünceniz, bir model geliştirme iradeniz var mı?
Biz Rize üzerine konuşmaya devam edeceğiz. Rize için daha önemlisi şu noktadır: küresel ölçekte yapay zeka ve dijital odaklı ülkemize yönelik yürütülen sosyolojik savaşta Rize tarihsel birikimi üzerinden özellikle üzerine işaret konulmuş ve son derece planlı bir şekilde şehrin insan gücünün çökertilmesi yönelik bir süreç mı yönetiliyor sorusunu sormak zorundayız?” dedi.
“ RİZE TARİHSEL SOSYOLOJİ VE STRATEJİK İNSAN KAYNAĞI PERSPEKTİFİYLE DEĞERLENDİRİLMELİ”
Rize’nin insan profilinin değişime uğradığına dikkat çeken Metin Külünk “Bu bölgenin insan tipi tarihsel olarak; Sert coğrafyada yetişmiş, Devlete bağlılık refleksi güçlü, Silah kullanma ve mücadele pratiği olan deniz ve dağ kombinasyonuna adapte olmuş iman hayat bağlamında vatansever bir karakter merkezidir. Bu özellikler, modern askeri literatürde zaman zaman asimetrik çatışma koşullarına uyumlu insan profili olarak tanımlanan bir sosyolojik gerçekliğe işaret eder. Buradan hareketle kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Tarihte Anadolu’daki varlığımızın güvenliği açısından bu tür insan profillerinin stratejik öneminin farkında olunmuşken, zamanla bu toplumsal dokunun zayıfladığı, dönüşüme uğradığı ya da çözülme yaşadığı süreçler yalnızca doğal sosyolojik değişimlerle mi açıklanmalıdır?
Yoksa modernleşme, şehirleşme, medya, kültürel dönüşüm ve dijital çağın etkilerinin ötesinde; bazı bölgelerin tarihsel karakterini dönüştüren daha derin, daha sistemli etkiler de söz konusu olabilir mi? Bu çerçevede Rize özelinde de şu soru tartışmaya açıktır:
Rize yalnızca coğrafi bir şehir midir, yoksa tarihsel olarak jeopolitik refleks, insan tipi ve görev bilinci üreten bir sosyolojik hafıza alanı mıdır? Bu nedenle siyaset, kamu yönetimi, akademi ve kanaat önderlerinin Rize’yi yalnızca yerel kalkınma veya nüfus dinamikleri üzerinden değil; aynı zamanda tarihsel sosyoloji ve stratejik insan kaynağı perspektifiyle değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Bir dönem II. Abdülhamid döneminde ve daha sonra Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde, bu tür bölgelerden çıkan güçlü karakterlerin (halk arasında “ipsiz Recep” gibi sembolleşmiş figürler) devlet ve toplum hafızasında yer aldı
Bugün ise tartışılması gereken temel mesele şudur: Geçmişte bu tür değer ve refleksleri üreten toplumsal yapıların, modern dönüşüm süreçleri içinde zayıflaması; sadece doğal bir sosyolojik değişim midir, yoksa uzun vadeli küresel güç odaklı Rize şehrini işaretleyerek kültürel ve toplumsal çürüme sosyolojik çökertilme operasyonlarının bir parçası mıdır ?
Bu değişimin maliyeti, sadece bir şehir için değil, uzun vadede toplumun genel direnç kapasitesi açısından da dikkate alınması gereken bir konudur” dedi.