Uzman Psikolog Naciye Tokaç, sosyal medyanın doğru kullanılmamasının psikolojiyi olumsuz yönde etkilediğini söyledi.
Tokaç, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Hayatın vazgeçilmez gereçleri haline gelen teknolojik aletler; yüzyılımızın kaçınılmaz ve karşı konulamaz en büyük gelişim ve değişimidir. İnternet ise; bilgisayarın bilgiyi hızlı işleme ve hızlı veri elde etme kolaylığını binlerce kat artırdı ve bilginin herkese ulaşımını sağladı. Ancak bu gelişiminin faydaları saymakla bitmeyeceği gibi zarar diyebileceğimiz kısımları da bir o kadar fazladır. İnternet sayesinde bilgiye kolay, ucuz, hızlı ve güvenli bir ulaşım sağlanırken; bu gelişiminin beklenenden fazla yaygın, hızlı ve geniş bir sahada olması “patolojik kullanım” diyebileceğimiz sorunlara yol açmaya başladı. Bu durumda giderek literatürümüze ‘internet bağımlılığı’ tabirini eklememizi sağladı” dedi.
Dünyada gerçekleşen bu değişim aynı oranda ülkemizde de gerçekleştiğini ve internet kullanımının oldukça hızlı bir şekilde yaygınlaştığını dile getiren Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Bu durum aslında olumlu bir gelişim olsa da interneti kullanan popülasyonun daha çok çocuklar ve gençler arasında olması bağımlılığın da genelde bu yaşlarda başladığı düşünüldüğünden internet bağımlılığının düşünülmesini gerektirmektedir. Ancak son yıllarda görmekteyiz ki bu durum sadece çocuklar ve gençlerin sorunu olmaktan çıkmış durumdadır. Bilinen bir gerçek ise; ailelerin daha çok tedaviye gençler konusunda başvurduğudur.
Peki her internet / sosyal medya kullanımı internet bağımlısı olarak tanımlanabilir mi? Bunu söyleyebilmek için öncelikle bazı durumlara bakmamız gereklidir. Kişiler; internette heran nelerin olup bittiğini, arkadaşlarının neler paylaştığını, kendi paylaştıklarının fark edilip edilmediğini, beğenildi mi? Beğenildi ise ne kadar beğeni aldığını, nasıl yorumlar aldığını, dünyada-gündemde neler olup bittiğini merak etmekteler. Özellikle kendisi ile ilgili durumların başkaları tarafından nasıl ve ne kadar fark edildiğini, önemsediğini bilmek istiyorlar. Ancak bu istekler kişinin özel yaşamını etkilemeye başladıysa, kişinin zihni gündelik hayatında daima internette/sosyal medyada neler olup bittiği ile meşgul oluyorsa, internette/sosyal medyada gördükleri nedeniyle duygu durumu özellikle olumlu/olumsuz arasında çok sık değişkenlik gösteriyorsa bağımlılıktan bahsedilebilir” diye konuştu.
“Kişinin internet kullanımının bu denli yaygınlaşmasını; teknolojik aletlerin hızlı gelişimi, boyutlarının küçülmesi ve heryerde her zaman kullanabilme imkanının olması, internete akıllı telefonlar ve 3G ile sınırsız ulaşma imkanlarının olması gibi nedenler sağlamıştır” diyen Uzman Psikolog Naciye Tokaç, daha sonra şunları kaydetti: “İnsanlar birçok şeyi öğrenmenin temeli olan merak duygusuyla keşfeder. Merak dürtüsü hem toplumda/gündemde neler olup bittiğini, diğerlerinin hayatında neler olduğunu ve kendisi hakkında başkalarının neler düşündüğünü anlama arzusu doğurur. Ancak bu dürtü karşılanmadığında kişide huzursuzluk, mutsuzluk ortaya çıkabilir.
Aslında bu durum bir kaygı bozukluğu ve bağımlılık olarak ele alınmalıdır. Kaygı bozukluğunda kişinin kaygısını ortaya çıkaran durum her ne ise onunla ilgili korku duygusu oluşmaya başlar. Örneğin açık alan korkusundan bahsedelim. Açık alan korkusu olan kişi açık alanda rahatsızlanabileceği, düşebileceği, bayılabileceği ve kimsenin ona yardımcı olamayacağı korkusunu yaşadığı için bu alanlarda korkmaya başlar. Aynı şekilde internet/sosyal medya gibi alanlardaki gelişmeleri kaçırmakta insanda korku uyandırabiliyor. Buradaki korku durumu “ben diğerlerinin bildiklerini bilmiyor muyum, onların bildiklerinden geri mi kalıyorum? korkusu olabilir. Bu korkunun insandaki en önemli ortaya çıkardığı negatif duygu ise “eksiklik” hissidir. Kişi ‘acaba ben bilmiyor muyum, daha mı az şey biliyorum?’ eksikliğini hisseder ve bu eksikliği gidermek için de daima internete/telefonuna ulaşmaya, ilgilenmeye başlar.
FENOMEN OLAN SOSYAL MEDYA HESAPLARI OLDUKÇA FAZLA SAYIDA
Ayrıca özellikle sosyal medya fenomenleri olan bazı kişilerin gündem hakkında fikirleri, neler söyledikleri, hangi iddiaları ortaya attıkları gibi birçok neden bu kişilerin merak edilmesini ve bu fenomenlerin takip edilmesini sağlıyor. Fenomen olan sosyal medya hesapları oldukça fazla sayıda. Bunları takip etmek günlük hayatın neredeyse bir parçası haline gelmiş durumda ve bazen günlük işleyişi zorlaştıran noktaya bile gelmekte. Özellikle aile yaşantısı, iş hayatını etkilediğini görmekteyiz. Aile ile geçirilen zaman veya zamanın kalitesinin azaldığı, iş hayatına konsantrasyonda eksikliklerin görüldüğü, kültürel ve sanatsal faaliyetlere yapılan yatırımın azaldığını görmekteyiz.
İnternet/sosyal medya bağımlılığının daha çok hangi kişilik özelliklerinde görüldüğü düşünüldüğünde; belirli bir kişilik yapısından bahsedilememekle birlikte birçok farklı sebepten bahsetmemiz mümkün. Kişinin engellenmeye karşı toleransının düşük olması, zayıf benlik algısının olması, atak, oral bağlanma özellikleri taşıması, bağımlı, bencil, antisosyal, içedönük kişilik özellikleri ile cinsel kimlik sorunu olabilen kişilerin daha fazla eğilimli olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunlar araştırmalarla kesinleşmiş yargılar değildir. Bir diğer önemli neden ise; kişinin yaşamındaki stres faktörlerinin yoğunluğudur. Ayrıca kişinin başka zevk ve ilgilerine yer vermemesi, özel ve iş yaşamında yeterli takdiri alamaması, sosyal desteklerinin yeterli olmaması gibi durumları da sayabiliriz.
Eğer bağımlılık boyutunda internet/sosyal medya kullanımından bahsediliyorsa o zaman kişinin psikolojik destek almasında fayda olduğu kanaatindeyim. Bu yapılamadığı takdirde ise; aile ve arkadaş desteklerinin artırılması, onlarla geçirilen kaliteli zamanın fazlalaştırılması, kültürel faaliyetlere zaman ayırılması, gün içinde mutlaka internetin olmadığı bir sürenin geçirilmesini öneriyorum. Ayrıca, stres yönetimini etkin gerçekleştirmek, dürtü kontrol sorunları varsa fark edilerek destek almak, kendi kendini izleme ve hedef belirlemek, sorun/problem çözme becerilerinin geliştirilmesi, kişilerarası ilişki kurmayı artırabilecek sosyal becerilerini geliştirecek faaliyetlerde bulunulması da kişinin bu süreçle baş etmesinde önemlidir.”