Her gelişinde kalplerimize huzur, evlerimize bereket getiren mübarek Ramazan ayı; sabrın, hoşgörünün ve dayanışmanın en yoğun şekilde yaşandığı eşsiz bir zaman dilimidir. Bu güzel ay, insanın kendisiyle yüzleştiği, nefsini terbiye ettiği ve kalbini arındırdığı manevi bir iklim ve kutlu bir aydır.
Ramazan denildiğinde akla ilk olarak oruç, zekât, fitre ve her akşam camilerde eda edilen teravih namazları gelir.
Oruç, yalnızca aç ve susuz kalmak değildir. Aynı zamanda dilin, kalbin ve zihnin de disipline edilmesidir. Bu nedenle orucu sadece midemize değil, özellikle dilimiz, gözümüz ve kalbimiz olmak üzere tüm uzuvlarımıza tutturmamız gerekir. Gündüzleri sabır ve sükûnetle geçen bu manevi yolculuk, geceleri kılınan teravih namazlarıyla ve belki de sahur vakitlerinde eda edilen teheccütlerle ayrı bir derinlik kazanır. O’nun (cc) sofrasında, O’nun izniyle açılan iftarlar ise gönüllerimize tarifsiz bir heyecan ve şükür duygusu kazandırır.
Teravih namazı bir yönüyle bireysel kulluğun ifadesidir. Diğer yönüyle ise toplumsal birlikteliğin, kaynaşmanın ve kardeşliğin sembolüdür. Ramazan gecelerinde camiler yalnızca ibadet edilen mekânlar olmaktan çıkıp, insanların birbirleriyle tanıştığı, selamlaştığı, aynı safta omuz omuza durarak gönül bağı kurduğu manevi buluşma mekânlarına dönüşmektedir.
Teravih Namazlarının İklimi ve Camilerdeki Gözlemlerim
Ramazan boyunca her gün farklı bir camide teravih namazı kılmak nasip oldu. Ardeşen merkezinde bulunan camilerin tamamında bu vecibeyi yerine getirebilmek, benim için farklı bir huzur kaynağı oldu. Bu imkânı bahşeden Yüce Rabbime şükürler olsun.
Farklı camilerde teravih kılmak, camilerin yalnızca ibadet edilen mekânlar olmadığını; aynı zamanda bir buluşma ve kaynaşma alanı olduğunu daha yakından fark etmemi sağladı. Gözlemlediğim kadarıyla her caminin kendine özgü bir cemaat yapısı, farklı bir atmosferi ve ayrı bir ritmi bulunuyor.
Eskiden halk arasında “jet imam” olarak anılan, namazı oldukça hızlı kıldıran imamlar vardı. Cemaatin bir kısmı bu hızlı tempodan memnun olurken, bir kısmı ise namazın ruhuna daha uygun bir vakar ve huşû arıyordu. Günümüzde ise genel olarak daha dengeli bir tempo dikkat çekiyor. İmamların çoğu hem cemaatin durumunu hem de ibadetin manevi atmosferini gözeterek ölçülü bir hız tercih ediyor. Çünkü teravihin yalnızca tamamlanması gereken bir görev değil, hissedilmesi gereken bir ibadet olduğunu hatırlatıyor. Burada Ardeşen Müftülük makamının hassasiyetini göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Neden mi? Kısa bir fıkrayla anlatayım: (Jet imam namaz kıldırıyor. Hızlı bir şekilde sağa selam veriyor. Eyvaah, sağ tarafta Müftü Bey… İmam hemen kendine çekidüzen veriyor ve sol tarafa selam verirken işi rast makamına bağlıyor )
Camilerin doluluk oranı ise mahalleden mahalleye değişkenlik arz ediyor. Bazı camilerde cemaat oldukça kalabalıkken, bazı camilerde aynı canlılığı görmek ne yazık ki mümkün olmuyor. İçimi en çok ısıtan cami şüphesiz Fabrika Camisiydi. Hatimle teravih kıldırılmasına rağmen, caminin hınca hınç dolu olması taktire şayandı..
Bu gözlemler içinde en dikkat çekici meselelerden birisi de gençlerin camilerdeki varlığı/yokluğuydu. Son yıllarda gençlerin camilere olan ilgisinin azaldığı yönündeki kanaatler maalesef büyük ölçüde gerçeği yansıtıyordu. Nitekim bazı camilerde cemaatin büyük çoğunluğunu kırk yaş ve üzerindeki bireylerin oluşturduğunu müşahede ettim. Bununla birlikte bazı camilerde az da olsa gençlerin saf tutması, her şeye rağmen umut verici bir tablo olarak görmek istiyorum.
Bir diğer önemli unsur ise camilerdeki çocukların varlığı/yokluğudur. Ramazan gecelerinde cami avlusunda koşturan, saf aralarında babalarının yanında namaza durmaya çalışan çocuklar camilere ayrı bir canlılık katmaktadır. Fakat bu hareketlilik zaman zaman bazı cemaat üyelerini rahatsız edebilmektedir. Ancak
unutulmamalıdır ki çocuk sesinin duyulmadığı bir cami, geleceğin cemaati açısından ciddi bir eksiklik olacağı kanaatindeyim.
Bu nedenle gençlerin ve çocukların camiye yönelmesi için camilerin sıcak ve kapsayıcı bir atmosfer sunması büyük önem taşımaktadır. Camiye gelen bir genç veya çocuk kendini yabancı hissetmemelidir. Aksine orada kabul gördüğünü ve değer verildiğini hissetmelidir.
Bu noktada yapılabilecek bazı çalışmaları şöyle sıralamak mümkündür. Şöyle ki;
Camilerde gençlere yönelik sohbet ve kısa bilgilendirme programları düzenlenebilir.
Teravih öncesi veya sonrasında gençlerin katılabileceği kültürel ve sosyal etkinlikler yapılabilir.
Çocuklar için cami adabını öğreten küçük etkinlikler veya ödüllü programlar hazırlanabilir.
Bunun yanında cemaatin de çocuklara ve gençlere karşı daha anlayışlı ve teşvik edici bir yaklaşım
sergileyebilir.
Bir çocuğun camide attığı ilk adım bence çok kıymetlidir. Onun yapacağı küçük bir hatanın azarlanmak yerine bir tebessümle karşılanması, camiyle kuracağı bağın temelini oluşturabilir.
Teravih Vesilesiyle Camilerimizi Geleceğe Taşımak
Ramazan ayı camilerin en canlı olduğu zaman dilimidir. Teravih namazı ise bu canlılığın en güçlü vesilelerinden biridir. Bu vesileyi yalnızca bireysel ibadet olarak değil, toplumsal birlikteliği güçlendiren önemli bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir.
Camilerimizin geleceği, bugün cami kapısından içeri giren gençlerin ve çocukların sayısıyla doğrudan ilişkilidir. Eğer onları camiye ısındırabilir, burada huzur ve aidiyet hissi yaşatabilirsek, yalnızca bugünün değil yarının da cemaatini inşa etmiş oluruz.
Ramazan’ın bereketli gecelerinde saf tutan her çocuk ve her genç, aslında geleceğin manevi dünyasına atılmış bir tohum gibidir. O tohumu sevgiyle, anlayışla ve samimiyetle büyütmek ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Teravih günlüğüm bana şunu gösterdi:
Ramazan sadece aç kalmak değildir; kalabalık saflarda omuz omuza, elif gibi dimdik durabilmektir.
Çocuk sesleriyle dirilen camileri görmek; bazen bir çikolata ile gönül almak, bazen bir çay eşliğinde muhabbeti çoğaltmaktır. Teravih ise bu ruhun gecedeki en güzel tezahürüdür.
Unutmayalım ki camiler; çocuklarla ve gençlerle güzeldir. Saflarda eksilen her nesil, aslında geleceğimizden eksilen bir parçadır. Ramazan’ın ve teravihin gerçek bereketi; mabedi susturmakla değil, onu sevgiyle yaşatmakla mümkündür.
HAYIRLI RAMAZANLAR..