Türk Çayının Geleceği Kimyasal Katkılara Feda Edilmemeli

Türk Gıda Kodeksi'nin siyah çay ve yeşil çay tebliğleri son derece açık ve nettir. Yeşil çay ile siyah çayın hangi yapraklardan üretileceği ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır.

Abone Ol

Bir buçuk yaprak, iki buçuk yaprak, en fazla üç buçuk yapraktan elde edilen taze sürgünler çay üretiminin temel hammaddesidir.

Aynı şekilde siyah çay tanımı da açıktır. Mevcut yasal mevzuata göre, paket üzerinde *"Siyah Çay"* ibaresi bulunan bir ürünün içerisine herhangi bir boya, renklendirici, aroma verici veya katkı maddesi ilave edilmesi mümkün değildir. Böyle bir uygulama, siyah çay tanımının dışına çıkılması anlamına gelir.

Eğer meyve aromalı, bitki aromalı veya katkı maddesi içeren farklı bir ürün üretilecekse, bunun ayrı bir yasal düzenlemeyle ve tüketiciyi yanıltmayacak şekilde ambalaj üzerinde açıkça belirtilmesi gerekir. Tüketici, satın aldığı ürünün gerçek siyah çay mı yoksa katkılı bir içecek mi olduğunu bilmek zorundadır.

Bugün kamuoyunda en çok tartışılan soru şudur:

*Siyah çaya gıda boyası veya benzeri katkılar katılabilir mi?*

Mevcut Türk Gıda Kodeksi'nin siyah çay tanımına göre bunun cevabı açıktır: *Hayır.* Siyah çaya herhangi bir katkı maddesi ilave edilmesi yasal tanım ile bağdaşmamaktadır.

Peki neden böyle katkılara ihtiyaç duyuluyor?

Kanaatimizce bunun temelinde, çay imalat atıkları ve odunsu kısımların ekonomik değere dönüştürülmeye çalışılması yatmaktadır.

Çünkü gerçek siyah çay; taze sürgünlerden üretildiğinde doğal ekstraktını, rengini, kokusunu ve buruk tadını kendi bünyesinde taşır. Yaklaşık 80 derece sıcaklıktaki suda usulüne uygun şekilde demlendiğinde hiçbir katkıya ihtiyaç duymadan doğal rengini ve aromasını verir.

Ancak hasatta ve fabrikalardaki işleme sürecinde taze sürgünlerin dışındaki odunsu kısımlar da çay gibi işlendiğinde durum değişmektedir. Doğal ekstrakt değeri bulunmayan bu kısımlar yeterli dem ve renk oluşturamamaktadır. İşte tam bu noktada çeşitli katkılarla eksikliğin giderilmeye çalışıldığı yönünde ciddi iddialar gündeme gelmektedir.

Geçmişte karbonat kullanımı konuşuldu. Daha sonra doğal renklendiriciler, örneğin şalgam suyu tartışıldı. Ardından gıda boyaları gündeme geldi. Bugün ise kamuoyunda kimyasal boyaların kullanıldığı yönünde endişeler dile getirilmektedir.

Bu iddiaların tamamının yetkili kurumlar tarafından bilimsel analizlerle açıklığa kavuşturulması, hem üreticinin hem de tüketicinin hakkıdır.

Çünkü burada yalnızca bir ürün değil, Türk çayının itibarı söz konusudur.

Bugün 50, 60 ve 70 yaşındaki üreticiler büyük fedakârlıklarla çay tarımını sürdürmektedir. Buna karşılık genç nesil, ekonomik getirinin azalması ve sektörde oluşan güvensizlik nedeniyle çay tarımından her geçen gün daha da uzaklaşmaktadır.

Üstelik tüketici tarafında da benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Çayın kimyasal katkılarla gündeme gelmesi, özellikle 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlardaki yeni kuşakların çay tüketiminden uzaklaşmasına neden olmaktadır.

Bu süreç böyle devam ederse, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde Türk çaycılığı çok ciddi bir sürdürülebilirlik kriziyle karşı karşıya kalabilir.

Bugün yaklaşık 1,5 milyon insan doğrudan çay tarımından gelir elde etmektedir. Çay toplama, nakliye, sanayi, pazarlama ve yan sektörlerle birlikte yaklaşık 2,5 milyon insanın geçimi bu ürüne bağlıdır.

Çayın itibar kaybetmesi yalnızca üreticiyi değil, bütün Doğu Karadeniz ekonomisini etkileyecek; bölgenin gelir kaybına, göçe ve ciddi bir ekonomik daralmaya yol açacaktır.

Bu nedenle çağrımız nettir:

Türk çayının itibarı mutlaka korunmalıdır. Mevcut mevzuat tavizsiz uygulanmalı, siyah çay tanımının dışına çıkılmasına izin verilmemeli, denetimler artırılmalı ve tüketicinin güveni yeniden tesis edilmelidir.

Çünkü Türk çayı sadece bir içecek değil; bu ülkenin tarımı, ekonomisi, kültürü ve milyonlarca insanın ortak emeğidir.