Türkiye’de “beka sorunu” masalı yıllardır aynı senaryoyla anlatılıyor

Dış güçler, düşmanlar, hainler… Bu masalın tek amacı var: Halkın gözünü gerçek suçlulardan uzak tutmak.

Abone Ol

Çünkü bu ülkenin gerçek beka sorunu ne sınırın ötesindedir ne de gizli odalarda plan yapan örgütlerdedir. Asıl beka sorunu, bu ülkeyi iliklerine kadar sömüren, doymak bilmeyen, ahlaksız bir zengin azınlıktır.

Tepedeki o %5’lik kesim, bu ülkenin suyunu bedava içer, havasını kirletir, toprağını talan eder; sonra utanmadan bütün serveti cebine indirir. Üretmez, paylaşmaz, sorumluluk almaz. Sadece emer. Servetleri öyle boyutlara ulaşmıştır ki, en temel insani yükümlülükleri olan fitreyi, zekâtı bile verseler Türkiye’de açlık diye bir kavram kalmazdı. Ama vermezler. Çünkü mesele yoksulluğu bitirmek değil, yoksulluğu yönetmektir.

Bu asalak sınıf her iktidarın değişmez ortağıdır. Kim gelirse gelsin ilk onların kapısı çalınır. Vergi affı isterler, teşvik isterler, ihale isterler; hepsini alırlar. Devletin kasasını hortumlar, sonra utanmadan “asgari ücret artarsa ekonomi çöker” diye ağlarlar. Onlar için işçi insan değildir; gider kalemidir. Emek kutsal değil, maliyettir.

Milyonlarca insanı açlık sınırında çalıştıran bu düzen tesadüf değildir. Bu bilinçli bir sömürü sistemidir. Maaşlı köleliktir. Sabah akşam çalışan, ama ay sonunu getiremeyen insanlar bu doymaz azınlığın refahını finanse etmektedir. Ve bu utanmazlar hâlâ daha fazlasını ister. Daha düşük ücret, daha az hak, daha çok kâr.

Gerçek beka sorunu işte budur: Toplumu çürüten, ahlakı yok eden, sosyal barışı paramparça eden bu doymak bilmez elit çöplüğüdür. Bu ekonomik adaletsizlik ortadan kaldırılmadıkça ne vatan söylemi samimidir ne de gelecekten söz edilebilir. Bir ülke, halkını ezen bir avuç zengini sırtında taşıyarak ayakta kalamaz.