Altın Portakal Ulusal ve Uluslararası Uzun Metraj yarışmaları müthiş bir heyecanla sürüyor. En yeni yerli yapımlar ve dünya sinemasının en başarılı örnekleri sinemaseverlerin karşısına çıkarken sinemacılar da Antalyalılarla buluşuyor.
Altın Portakal yarışında sona gelindi; festival, cuma gününü bir ulusal ve bir uluslararası yarışma filmiyle kapattı. Elbette belgeseller, kısa filmler, öğrenci filmleri ve yarışma dışı ulusal ve uluslararası gösterimler de sinema şenliğinin son gününde salonlardaydı. Gösterim programındaki son Ulusal Yarışma filmi 'Bekle Bizi Brüksel', Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu'da seyirciyle buluştu. Gösterimin ardından da yönetmen Necmi Sancak, sanat yönetmeni Zeynep Koloğlu, oyuncular Sermet Yeşil, Caner Cindoruk, Hande Doğandemir, Tekin Ezgüten, Cem Sürgit, Uğur Uzunel, Deniz Dumanlı ve Emre Bulut seyircilerin sorularını cevapladı.
Seçimlerin yapıldığı gün kaçırılan bir uçak hakkında uçakta, haber stüdyosunda ve kahvede yapılan yorumlardan bir 'ülke manzarası' sunan film; yaşanmış bir olayın 'what if' yorumu. Yönetmen, bunu şöyle açıkladı: 'Belediye seçimleri gününde Ankara-İstanbul uçağı kaçırıldı. Tesadüfen çok yakın bir arkadaşım o uçaktaydı, ben de o sırada yurt dışında okuyordum. Arkadaşım aradı, hüngür hüngür ağlıyor! 'Uçağımız kaçırıldı' diye. Kim kaçırdı, nasıl oldu; haberlerde hiçbir şey yok! Kimin kaçırdığını sorduk, dedi ki: Kitap yazdığını zanneden bir akıl hastası, kitabı Romanya'da geçiyor ve kitabın tanıtımını yapacak diye uçağı kaçırmaya karar vermiş. Biz gülmeye başladık haliyle; arkadaş ağlıyor, biz gülüyoruz. Fakat sonra bu olay, haberlere konu olsaydı nasıl olurdu, diye düşünmeye başladım ve bu hikaye çıktı.'
Caner Cindoruk: 'Yıllardır böyle özgün hikâye okumamıştım'
Filmin oyuncularından Caner Cindoruk, hikâyeyi ilk okuduğu anda etkilendiğini çünkü yıllardır böyle özgün hikâye okumadığını söyledi: Cindoruk, 'Uçağı kaçıranların bu iki 'deli' adamla bağ kurmaya başlaması ve onlarla beraber bir sürecin içinde dönüşmeye başlaması çok hoşuma gitti. Böyle dişi karakterlere oyuncular çok açtır. Her filmde de böylesi gelmez, o yüzden çok heyecanlandım. Bu arada ben o heyecanı şimdi aramızda olmayan, filmimizi görememiş Zihni Göktay ağabeyimizin gözlerinde bile o heyecanı gördüm; sanki ilk defa bir iş yapıyormuş gibi ama son işi oldu. Ona da bir alkış istiyorum; keşke görseydi, keşke o da burada otursaydı. Filme dönersek kara mizah anlatısı da çok hoşuma gitti çünkü genelde dramaların içinde oldum. O yüzden tam da aradığım hikâyeyi ve senaryoyu buldum. Bu iki adamı da çok sevdim. Çünkü 'deli' dediğimiz, ne? Aslında küçücük bir çizgi. Bazen o çizginin öbür tarafında oluyoruz, bazen bu tarafında. Artık ülkemizde herkes o çizgiye çok yakın bence, delirmemek elde değil' Çekimler esnasında da filmin yazımının devam ettiğini dile getiren Sancak, oyuncuların, filmin hikâyesine de katkıda bulunduğunu belirtti: 'Senaryo benim için tamamen bir yol haritası. Katılan her ekiple beraber senaryo gelişir, değişir ve sette mümkün olduğunca çok keşif yapmaya çalışırım. Mesela Sacit'in anlattığı hikâyeyi tamamen Caner yazdı! Stüdyo çekimleri sırasında bir ara tamamen Cem'e, Uğur'a ve Hande'ye bıraktım. 'Birbirinize girin, ne oluyorsa olsun' dedim. Diyalogların neredeyse yarısı orada çıktı, diyebilirim. Filmi 105 dakika tasarlamıştım, neredeyse 160 dakikalık ilk kurgu çıktı. Çünkü durduramadık birbirimizi' ifadelerini kullandı.
Tunus'tan, dirayetli bir baba hikayesi
Festival, Uluslararası Yarışma bölümünde ise bugün '13. Raunt' (Round 13) filmini ağırladı. Gösterimin ardından yönetmen Muhammed Ali Nahdi ve oyuncu Afif bin Mahmud, seyircilerin sorularını cevaplandırdı. Ünlü günlerini geride bırakan bir boks şampiyonunun, oğlunun tedavisi için para bulabilme umuduyla çıktığı hayatının en çetin ringini konu alan filmin hikâyesine bir hastanede rastladığını belirten yönetmen, şöyle konuştu: 'Esasen oyuncuyum, Tunuslu bir boksörü canlandırmak istiyordum. Ama bu 15-20 yıl önceydi. O zamandan beri televizyon, sinema ve tiyatroda tecrübe edindim. Bu filme konu olan hikâyeyle bir devlet hastanesinde karşılaştım. 3-4 yıl önce hastaneye gittiğimde hasta bir çocuk ve annesiyle karşılaştım. Aile, çocuğu yaşatabilmek için mücadele ediyordu. Bu görüntü gözümün önünden gitmedi ve bu yüzden bunu bir filme çevirmek istedim' İki çocuk annesi bir oyuncu olarak bu ağır role nasıl hazırlandığı sorulan Afif bin Mahmud ise şöyle cevap verdi: 'Bütün rollerimde kendimi mutlaka canlandıracağım karakterlerden keskin bir şekilde ayırmaya çalışıyorum. Bu rol için de yönetmenimizle uzun uzun konuşarak plan yaptım. Eğer böyle bir ayrım yapamazsam ben mahvolurum! Çocuk oyuncumuz için bir şeyler söylemek istiyorum; adeta oyuncu olmak için doğmuş biri, oldukça zeki ve yetenekli. Sadece kendi rolünü değil bütün senaryoyu ezberledi. Zekasından ötürü onunla çalışmak çok kolaydı ve ileride de iyi bir oyuncu olmasını bekliyorum' Bir seyircinin, 'Babanın hiç vazgeçmeyip devam etmesi çok güzeldi. Böyle durumlarda genelde babalar terk ediyor' yorumuna katılan yönetmen, şöyle dedi: 'Doğru söylüyorsunuz, böyle durumlarda babalar genellikle bırakıyor. Filmde de hastanedeki hemşire 'Genelde babalar gider' diyor. Afif'in oynadığı kadınsa 'Hayır' diyor; 'Bu baba gitmez, gitmeyecek'. Neden gitmedi biliyor musunuz; aynı durumda ben olsaydım gitmezdim.'
'Çakallarla Dans 8' Altın Portakal'da
Murat Şeker'in 'Çakallarla Dans' serisinin sekizinci filmi 'Şututgart Çıkarması' da cuma akşamı Gala Gösterimleri kapsamında seyirci karşısına çıktı. Gösterimin ardından yönetmen Murat Şeker, senarist Ali Tanrıverdi, oyuncular Şevket Çoruh, Didem Balçın, Tim Seyfi, Timur Acar ve Hakan Bilgin söyleşiye katıldı. Yönetmen Murat Şeker, 'Çakallarla Dans 16 sene boyunca güldürmeye devam etti. Çakallarla Dans'ı yazarken, tasarlarken ve Çakallarla Dans'ta oynarken neler değişti veya yaşanan tüm bu değişmeler sizi nasıl etkiledi?' şeklindeki soruya şu cevabı verdi: '2010'da yaptığımız filmde daha cesurduk, artık o kadar cesur davranamıyoruz. Ülkemizdeki 16 yıllık değişim, hepimizi değiştirdi. Ama güzel olan şey; biz hâlâ bir aradayız, dolayısıyla hâlâ umut var. Hayat devam ediyor, mücadeleye devam!'
'Hesaplı kitaplı insanım ama sekizinci filmi çekeceğimizi bilemezdim'
Bir seyircinin; Çakallarla Dans serisinin temellerinin, yönetmenin ilk filmi olan 'İki Süper Film Birden'de atıldığı yolundaki yorumuna katılan Şeker, şöyle dedi: 'Bu salondaydı; 2006'da 'İki Süper Film Birden' ilk defa burada gösterilmişti, yarışma filmiydi. Hayalindeki filmi çekmeye çalışan ama başarısız olan bir yönetmenin hikâyesiydi. Tim Seyfi oynadı Necati Tüfek karakterini; bugün hâlâ beraberiz, Murat Akkoyunlu hâlâ burada. Tabii ki benden izler taşıyordu Necati karakteri. Avrupa'yı sarsacak deneysel bir film yapmak isteyen çılgın yönetmen. Ama orada da diyordu ya Atilla'nın oynadığı karakter; 'Ya bırak oğlum bu işleri. Bak çok güzel bir diziye başlıyoruz: Çakallara Dans. Gel bunu çek sen'. Ben biraz hesaplı kitaplı bir insanım ama bu filmin sekizincisini günün birinde yapacağımızı bilemezdim. Avrupa'yı sarsacak deneysel filmimden vazgeçmiş değilim ama Avrupa'nın kendisi zaten deneysel bir şekilde sarsılacak gibi; bizim sarsmamıza gerek yok.'
Şeker'le ilk filminden bu yana çalışan oyuncu Tim Seyfi ise 'Almancada bir deyim var; filmi sevdiyseniz bütün arkadaşlarınıza söyleyin, sevmediyseniz düşmanlarınıza söyleyin. Lütfen arkadaşlarınıza söyleyin, anlatın' diye konuştu. Oyuncu Timur Acar da 'Bu yolculuğa çıkarken sekizinci filme kadar geleceğimizi, Altın Portakal'da filmimizi izleyeceğimizi gerçekten düşünmemiştik. Şevket ağabey '10 çekeriz' diyordu, ben inanmamıştım; şimdi 8 oldu. Bu ekiple beraber yolculuk yapmak güzel, sizlerle burada olmak güzel' dedi.
Şevket Çoruh ve Hakan Bilgin de filmi, Altın Portakal'da izlemekten duydukları memnuniyeti dile getirdi.





