Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) üniversitelere yönelik ders sayılarının azaltılması ve müfredatların sadeleştirilmesi çağrısıyla yükseköğretimde yeni bir eğitim modeli gündeme geldi. Öğrencilerin teorik dersler yerine proje, araştırma ve uygulamalı çalışmalara daha fazla zaman ayırmasının hedeflendiği modelde, mikro krediler sayesinde sertifika ve ders dışı kazanımlar da akademik eğitime dahil ediliyor.
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın üniversitelerde ders sayılarının azaltılması ve müfredatların sadeleştirilmesi, mikro yeterlikler, yapay zeka ve işyerinde eğitim yönündeki açıklamalarının ardından yükseköğretimde değişen eğitim modeli gündeme geldi. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesinde de bu doğrultuda eğitim programları güncellenirken, teorik anlatımın yanı sıra öğrencilerin muhakeme, analiz ve problem çözme becerilerini geliştirecek uygulamalara ağırlık verildi. Üniversitede yapay zekâ destekli ders planları, proje çalışmaları ve mikro kredilerle öğrencilerin hem akademik hem de mesleki yetkinliklerinin geliştirilmesi hedefleniyor.
'Ders planlarımızı yapay zeka destekli güncelledik'
Dünyadaki hızlı değişimin yükseköğretimde de dönüşümü zorunlu hale getirdiğini belirten Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi İcra Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Elmas, 'Değişen dünyaya ayak uyduracak mezunlar yetiştirmek için öğrencilerin yalnızca bilgi edinmekle yetinmeyip dersleri daha fazla kendi kendilerine çalışmaları, muhakeme etmeleri ve analiz yapmaları önem kazanmakta. Dolayısıyla haftada 8-9 dersle veya toplam eğitim sürecinde 70-80 dersle bunların sağlıklı biçimde yapılamayacağını dikkate almak gerekiyor. Bölüme ait temel dersleri koruyup gelişen dünyaya göre anlamını yitiren bazı dersleri azaltmak ve bunların yerine mikro krediler, iş yeri uygulamaları gibi bu açığı kapatacak dersler koymak, şu anda yükseköğretimde gelinen noktadır. Biz tüm eğitim programlarımızı bu sene yapay zekadan da yararlanarak güncelledik. Hem program yeterliklerini hem de ders planlarını hazırlarken yapay zekadan yararlandık ama karar vericiler yine bölüm kurulları ve akademisyenler oldu. Bunun yanında dersleri sürekli güncellemek de gündemimizde önem kazandı' diye konuştu.
'Derslerin en fazla üçte biri teorik anlatımla geçiyor'
Yapay zekanın sınıf içi uygulamalara da dahil edildiğini belirten Elmas, 'Hocalar bilgi aktarmaktan vazgeçmeli ancak öğrencilerin muhakeme ve analiz yeteneklerini geliştirmelerine katkı sağlayacak aktiviteler olmalı. Biz de üniversite olarak tüm ders planlarımızı yapay zeka destekli güncelledik. Derslerimizde en fazla üçte bir, dörtte bir oranında teorik anlatım var. Onun dışındaki vaktin tamamı, yani 70-80 dakikalık veya bir buçuk saatlik bölüm, öğrencilerin yapay zekanın oluşturduğu sorulara cevap verme, muhakeme etme, analiz yapma ve tartışma gibi aktiviteleriyle geçmekte. Artık sadece çoktan seçmeli sınavlar yerine bu yetenekleri ve yetkinlikleri ölçecek sınav şekillerinin de değişmesi lazım. Mevcut geleneksel sınav sistemi yerine sözlü sınavlara kadar uzanan bir yol haritası oluşturulmalı. Buna göre eğitim öğretimi güncellemenin, dersleri sadeleştirmenin ve her sömestrde ders sayısını ortalama beşe indirmenin en azından şu anda çok gerekli olduğunu düşünüyorum' dedi.
'İş dünyası mezunların yetkinliklerini eleştirmeye başladı'
Öğrencilerin uygulamalı eğitim ve saha deneyimi kazanmasının önemine de değinen Elmas, 'Üniversiteler eskiden bu değişimin öncüleriydi. Ama son 5-6 senedir, özellikle son yıllarda sanayi ve iş dünyası bazı uygulamaları üniversitelerden önce yapmaya başladı. Dolayısıyla bu sefer sanayi ve iş dünyası, 'Evet, siz mezun veriyorsunuz ama biz bu mezunların yetkinliklerinden memnun değiliz' demeye başladı. Üniversite eğitimini eleştirmeye bile başladılar. Bunun giderilmesi için öğrencinin eğitim sırasında bir veya iki dönem boyunca çalışması muhtemel iş yerlerine bizzat giderek oradaki değişimi görmesi ve mezun olduğunda iş dünyasına kolayca adapte olması gerekiyor. Bu da artık günümüzde kaçınılmaz bir şey' şeklinde konuştu.
'Başarılı öğrenciler üniversiteyi 3 yılda bitirebilir'
Ders sayısının azaltılmasının öğrencilerin iş yükünün azalması anlamına gelmediğini vurgulayan Elmas, 'Ders sayılarının azaltılması aslında aktivitelerin çoğaltılması demek. Biz Avrupa Birliği'nin eğitim standartlarına göre iş yükünü esas alan bir eğitim yapıyoruz. Yani iş yükü aynı kalıyor ama öğrencinin aktiviteleri çoğalıyor. Öğrenci zamanını sınıfta veya sınavlarda geçirmiyor; daha çok proje yaparak, ödev yaparak, etkileşimde bulunarak ve alanındaki konular üzerinde çalışarak geçiriyor. Dolayısıyla burada öğrenci için olumlu bir sonuç olacak ve öğrenci kendini geliştirmeye vakit ayıracak. Başka bir önemli husus da eğitim programlarının sadeleşmesiyle başarılı öğrencilerin üniversiteyi 3 yılda bitirebilecek olmasıdır' ifadelerini kullandı.
'Öğrencilerimizi 21. yüzyıla hazırlıyoruz'
Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bekir İnce ise öğrencilerin değişen dünyanın ihtiyaçlarına uygun beceriler kazanmasının önemine işaret ederek, 'Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi olarak bizler öğrencilerimizi yeni yüzyıla, içinde bulunduğumuz 21. yüzyıla hazırlıyoruz. Tabii 21. yüzyıl deyince öğrencilerin bu yüzyılın becerilerini kazanması lazım. Bu becerilerden bahsedecek olursak yapay zeka, günümüzün en önemli olgularından birisi. Biz de sadece öğrencilerimizi değil, öğretim üyelerimizi de yapay zeka ile birlikte yeni yüzyıla hazırlamaya ve onlara beceriler kazandırmaya çalışıyoruz' dedi.
'Daha az ders, daha çok proje'
Ders sayılarının azaltılmasıyla öğrencilerin farklı deneyimler kazanmasına fırsat sağlamayı hedeflediklerini anlatan İnce, 'Bu çerçevede ders saatlerinin ve sayısının azaltılması, öğrencilerimize başka deneyimler yaşama fırsatları da sağlamalıdır. Biz de bunun için uğraşıyor, çaba gösteriyoruz. Ama bunu yaparken diğer üniversitelerden ve kurumlardan belki de farklı olarak uluslararasılaşmaya önem verdiğimizi düşünüyorum. Özellikle Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Özbekistan ile yapmış olduğumuz çalışmalar neticesinde hem Doğu'ya hem Batı'ya bakan yüzümüzle öğrencilerimize yeni fırsatlar sunuyoruz. Bu yeni dönemde daha az ders, daha çok proje, daha çok mikro kredi ve kendi kendilerine birtakım deneyimler kazanma fırsatları vererek öğrencilerimizi 21. yüzyıla hazırlamaya çalışıyoruz' diye konuştu.
Yapay zekanın eğitimde doğru kullanılmasının önemine de değinen İnce, 'Bu çerçevede sadece öğrencilerimizi değil, öğretmenlerimizi ve hocalarımızı da bu döneme hazırlamak için var gücümüzle çalışıyoruz. Yapay zekanın sadece bir amaç olduğu düşünülüyor. Aslında yapay zeka bir araç. Biz de öğrencilerimize yapay zekanın bir araç olduğu bilincini vererek ilerlemeye çalışıyoruz. Çünkü yapay zeka doğru ellerde, doğru şekilde kullanılırsa kesinlikle toplumun, endüstrinin, sanayinin ve milletin kalkınmasına fayda sağlayacak bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla bizim için yapay zeka, hedefe ulaşmada önemli araçlardan birisini oluşturuyor' ifadelerini kullandı.
'İşverenler artık sadece diploma notuna bakmıyor'
Mikro kredilerin öğrencilere sağladığı avantajları anlatan Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Suna Uysal Yalçın da 'Aslında YÖK'ün mikro kredilerle ilgili çerçeveyi, usul ve esasları çıkarması eğitim dünyasında yeni bir dönüşüme neden oldu. Öğrenciler, temel derslerinin dışında edindikleri sertifikaları, katıldıkları projeleri ve takım çalışmaları gibi kazanımlarını artık mikro krediler kapsamında saydırabiliyorlar. Bunları hem AKTS olarak değerlendirebiliyor hem de dijital cüzdan ve rozetler şeklinde iş yerlerine gösterebiliyorlar. Artık işverenler sadece diploma notuna değil, aynı zamanda kişinin problem çözme yeteneğine, takım çalışmasına ve katılacağı projelerin yönetimine de ilgi göstermektedir' şeklinde konuştu.
Mikro kredilerin öğrencilerin yetkinliklerini belgelendirmelerine imkân sağladığını ifade eden Yalçın, 'Bu yüzden biz de öğrencilerimize eğitim hayatlarında bu konularda yol gösteriyoruz ve bu kazanımlarını aynı zamanda transkriptlerine de işlettirebiliyoruz. Öğrenciler, seçmeli derslerin yüzde 10'una kadar olan kısımlarda AKTS değerleri kazanarak eğitim hayatlarına bu şekilde ek bir katkı sağlayabiliyor. Öğrencilerimizi bu konuda aktif tutmaya ve sürekli bilgilendirmeye çalışıyoruz. Çünkü günümüzde yetkinlik kazanmak ve yaşam boyu öğrenmeyi desteklemek için öğrencilerin eğitim sırasında sadece teorik bilgileri değil, bu tür aktiviteleri ve etkinlikleri de mutlaka deneyimlemeleri gerekiyor' dedi.
Öğrenciler sertifikalarını ders kredisine saydırabiliyor
Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Hemşirelik Bölümü 2. sınıf öğrencisi Hafsa Gümüş ise derslerin geleneksel yöntemlerin dışında, daha aktif bir katılımla işlendiğini belirterek, 'Biz okulda alışılmışın dışında, daha çok yapay zekadan yardım alarak, sınıfta gruplara ayrılarak, sorular çözerek, hocalarımızla ve sınıftaki arkadaşlarımızla daha aktif bir biçimde ders işliyoruz. Hocalarımız projelere yönlendirme açısından çok yardımcı oluyorlar. TÜBİTAK projesi yapabiliyoruz ve hocalarımız bu konuda yardımlarını hiçbir zaman esirgemiyorlar. Ben daha önce bir proje yazdım. Projem kabul edilmedi ama hocalarım bu süreçte bana çok fazla destek oldular. Onun dışında sertifikalarımızı saydırabiliyoruz. Sertifikalarımızı saydırarak herhangi bir seçmeli dersimizden muaf olabiliyor, AKTS ve mikro AKTS saydırabiliyoruz. Bu şekilde bizi diğer programlara da yönlendiriyor ve kendi ilgi alanlarımıza yönelmemize yardımcı oluyorlar. Her konuda bize destek çıkıyorlar' diye konuştu.





