Son günlerde dikkatimi çeken bir gelişme var. Sosyal medyada, dinî konularda konuşan, ayetlerden ve hadislerden söz eden, topluma din adına tavsiyelerde bulunan insanların sayısı hızla artıyor.

Elbette herkes din hakkında konuşabilir. Bilmek, araştırmak, öğrenmek ve doğruyu paylaşmak güzel bir gayrettir. Buradaki mesele kadınların din hakkında konuşması da değildir. Mesele, dinin hangi ölçülerle ve nasıl temsil edildiğidir.

Çünkü din, kişinin kendi tercihine göre yeniden biçimlendirebileceği bir alan değildir.

Bir taraftan Kur’an-ı Kerim’in tesettür ve mahremiyet konusunda ortaya koyduğu ölçülerden bahsederken, diğer taraftan bu ölçülerle açıkça çelişen bir görüntüyü normalleştirmek, özellikle gençler açısından ciddi bir kafa karışıklığı oluşturabilir.

Burada samimi bir soru sormak gerekiyor:

Dinî hükümleri mi anlatıyoruz, yoksa zamanın ve toplumun alışkanlıklarına göre dini yeniden mi yorumluyoruz?

Kur’an'ın ortaya koyduğu ölçüler, hoşumuza gitsin veya gitmesin, bizim ölçümüzdür. Tesettür de bunlardan biridir. Elbette bir insanın kıyafeti üzerinden onun imanına, ahlakına veya niyetine hükmedemeyiz. İnsanların kalbini Allah bilir.

Fakat bir kişi topluma dinî ölçüler anlatıyorsa, anlattığı ölçülerin kendisiyle arasındaki tutarlılık da sorgulanabilir. Bu, kişiyi yargılamak değil; ortaya konulan mesajı tartışmaktır.

Çünkü bugün sosyal medya yalnızca bilgi aktarmıyor; aynı zamanda algı oluşturuyor.

Gençler çoğu zaman anlatılan cümleden önce anlatıcının görüntüsünü görüyor. Eğer dinî hükümler anlatılırken aynı anda o hükümlerin anlamını zayıflatan bir görüntü sürekli olarak normalleştiriliyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir mesele vardır.

Bizim itirazımız kadına değildir.

Bizim itirazımız, dinin ölçülerinin zamanla değiştirilmesine, hafifletilmesine ve toplumun alışkanlıklarına göre yeniden paketlenmesine yöneliktir.

Din modernleşmek zorunda değildir.

İnsan değişir, moda değişir, sosyal medya değişir, toplumun alışkanlıkları değişir.

Ama Allah’ın koyduğu ölçüler, bizim değişen hayatımıza uydurulmak zorunda değildir.

Din adına konuşan herkes önce kendi bilgisini, kullandığı kaynakları ve temsil ettiği mesajı sorgulamalıdır.

Çünkü dinî meselelerde en büyük sorumluluk, çok konuşmak değil; doğruyu doğru şekilde anlatabilmektir.

Unutmayalım:

Din, bizim hayatımıza göre şekil alan bir alan değil; hayatımıza ölçü veren bir rehberdir.

Asıl mesele de tam burada başlıyor:

Dini mi anlatıyoruz, yoksa farkında olmadan dini kendimize mi uyduruyoruz?

Emin Kanbur / Araştırmacı – Yazar