Turizm, dünyanın birçok ülkesinde ve bölgesinde ekonominin önemli unsurlarından biri, deyim yerindeyse “bacasız sanayi” olarak kabul edilen büyük bir gelir kaynağıdır.
Ancak turizm yalnızca turistin bir yere gelmesinden ibaret değildir. Turizm; doğayı, kültürü, tarihi, yöresel değerleri ve insanı bir bütün olarak ekonomik ve sosyal bir değere dönüştürme sanatıdır.
Bugün dünyada insanların yaşadıkları yerin çok uzağındaki coğrafyaları merak ettiği, görmek ve deneyimlemek için binlerce kilometre yol kat ettiği bir dönemdeyiz. Buna rağmen, kendi ülkemizin ve özellikle kendi bölgelerimizin sahip olduğu değerleri yeterince tanıyamadığımız da bir gerçektir.
Karadeniz’in yemyeşil dağları, derin vadileri, sisli yaylaları, şelaleleri ve buzul gölleri görüldüğünde zaman zaman “Burası İsviçre Alpleri mi?” diye soranlara rastlarız. Oysa dünyanın başka yerlerinde hayranlıkla izlenen birçok güzelliğin daha fazlası Rize’de, Karadeniz’de ve Anadolu’nun başka köşelerinde bulunmaktadır.
Rize; denizi, dağları, yaylaları, vadileri, ormanları, dereleri, şelaleleri, tarihi yapıları, zengin bitki örtüsü, yöresel ürünleri, mutfağı ve kendine özgü kültürüyle turizm açısından olağanüstü bir potansiyele sahiptir.

Ancak asıl soru şudur:
Bütün bu güzellikler Rize’nin turizmde hak ettiği yere gelmesi için tek başına yeterli midir?
Hayır.
Çünkü doğal güzellikler turizmin kendisi değil, turizmin hammaddesidir.
Bu hammaddenin işlenmesi, tanıtılması ve ekonomik değere dönüştürülmesi gerekir.

Bunun için Rize turizminin birbirini tamamlayan en az dört temel unsura ihtiyacı vardır:
1- Tanıtım ve markalaşma
2- Ulaşım ve iletişim
3- Konaklama ve turizm altyapısı
4- Eğitimli ve nitelikli insan kaynağı
Bu dört unsurdan biri eksik kaldığında turizmde istenilen gelişmeyi sağlamak mümkün değildir.

RİZE’NİN TURİZM ENVANTERİ ÇIKARILMALI
Öncelikle Rize'nin sahip olduğu bütün turizm değerleri bilimsel ve sistemli bir şekilde ortaya çıkarılmalıdır.
Sadece herkesin bildiği Ayder, Ovit veya Zilkale gibi merkezlerle yetinmemeliyiz.
Rize’nin her ilçesinde, hatta her vadisinde, her köyünde ve yaylasında turizm açısından değerlendirilebilecek farklı bir değer bulunmaktadır.
Kaçkarların zirvelerinden yaylalara, buzul göllerinden şelalelere, derin vadilerden ormanlara; tarihi taş kemer köprülerden konaklara, camilerden geleneksel köy mimarisine, çay bahçelerinden yöresel ürünlere kadar çok geniş bir zenginliğe sahibiz.
Rize’nin kapsamlı bir turizm envanteri çıkarılmalı ve bu envanter sürekli güncellenmelidir.
Yeni keşfedilen bir kanyon, bir şelale, bir yürüyüş parkuru veya bir yayla bile Rize turizminin yeni bir değeri olabilir.
Kısacası, Rize’nin turizm haritasında henüz işaretlenmemiş çok sayıda nokta vardır.

TANITIM SADECE AFİŞLE OLMAZ
Turizmde en önemli meselelerden biri tanıtımdır.
Bugün artık yalnızca broşür, afiş ve gazete ilanlarıyla tanıtım yapılmamaktadır. İnternet, sosyal medya, dijital haritalar, belgeseller, fotoğraf ve video içerikleri turizm tanıtımının en güçlü araçlarıdır.
Rize'nin güzellikleri yalnızca Rize'de yaşayanlara değil, Türkiye'ye ve dünyaya anlatılmalıdır.
Ancak bunu yaparken Rize'yi başka yerlere benzetmek yerine Rize'nin kendine özgü kimliğini öne çıkarmalıyız.
“Karadeniz'in İsviçre'si” demek yerine, insanların bir gün:
“Rize nerede?” değil, “Rize'yi ne zaman görebilirim?”
diye sormasını sağlamalıyız.
Bunun için bütün ilçeler, turizm işletmeleri, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve Rize dışında yaşayan Rizeliler aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir.
Rize dışında yaşayan her Rizeli, yaşadığı şehirde bir gönüllü Rize tanıtım elçisi olabilir.
Çünkü turizm yalnızca kurumların işi değildir.

ULAŞIM TURİZMİN OLMAZSA OLMAZIDIR
Bir yeri ne kadar iyi tanıtırsanız tanıtın, oraya ulaşmak zor ise turizm gelişmez.
Rize'nin hava, kara ve deniz ulaşımının yanı sıra özellikle yayla ve dağ yollarının güvenli, ulaşılabilir ve planlı hale getirilmesi gerekir.
Ancak burada önemli bir denge vardır.
Turizm adına bütün yolları genişletip doğayı tahrip etmek yerine, doğayı koruyarak ulaşımı geliştirmek zorundayız.
Çünkü Rize'nin en büyük turizm sermayesi yine doğasıdır.
Bugün insanların aradığı şey yalnızca asfalt yollar ve büyük binalar değildir. İnsanlar temiz hava, sessizlik, yürüyüş, macera, doğa, yöresel yemek, kültür ve özgün deneyim aramaktadır.
Bu nedenle Rize'de ulaşım planlanırken doğa koruma ile turizm arasında hassas bir denge kurulmalıdır.
KONAKLAMA ÇEŞİTLENMELİ
Bir turist Rize'ye gelip birkaç saat sonra başka bir yere gitmemelidir.
Rize'de kalmalıdır.
Bunun yolu da farklı beklentilere cevap verecek konaklama seçeneklerinden geçmektedir.
Büyük otellerin yanında butik oteller, bungalovlar, yayla evleri, köy konakları, doğa kampları ve uygun şartlarda turizme kazandırılabilecek geleneksel evler değerlendirilmelidir.
Özellikle nüfusu azalmış köylerimizde bulunan geleneksel yapıların korunarak turizme kazandırılması hem kültürümüzün yaşatılması hem de bölge ekonomisinin canlandırılması açısından önemli bir fırsattır.
Ama burada da ölçüyü kaçırmamak gerekir.
Rize'yi turiste göstermek isterken Rize'yi turizm uğruna kaybetmemeliyiz.
Doğal ve kültürel doku bozulursa elimizde turistin görmek istediği Rize kalmaz.

TURİSTİ GETİRMEK KADAR GERİ GÖNDERMEK DE ÖNEMLİDİR
Turizmin en önemli unsurlarından biri de insandır.
Gelen turistin nasıl karşılandığı, kendisine nasıl davranıldığı, aldığı hizmet ve yaşadığı deneyim onun Rize hakkındaki düşüncesini belirler.
Bu nedenle turizm sektöründe çalışan insanların yabancı dil, iletişim, rehberlik, hijyen, gastronomi ve misafirperverlik konularında eğitilmesi gerekir.
Ama bundan daha önemlisi Rize'nin doğal misafirperverliğinin korunmasıdır.
Turistten yalnızca para kazanılacak bir insan olarak görülmemelidir.
O, Rize'nin kültürünü, doğasını ve insanını tanımaya gelen bir misafirdir.
Amaç yalnızca turistin gelmesini sağlamak değil;
memnun ayrılmasını, tekrar gelmesini ve Rize'yi başkalarına anlatmasını sağlamaktır.
Çünkü en güçlü turizm reklamı, memnun ayrılan turistin yaptığı tanıtımdır.
RİZE'DE TURİZM 12 AYA YAYILMALIDIR
Rize turizminin önündeki en büyük fırsatlardan biri de turizmi yalnızca yaz aylarına ve birkaç popüler merkeze sıkıştırmamaktır.
Yazın yayla turizmi, doğa yürüyüşleri, kamp ve dağcılık;
ilkbahar ve sonbaharda doğa, fotoğraf ve kültür turizmi;
kışın ise kar, dağ ve kış sporları değerlendirilebilir.
Çay hasadı, yöresel festivaller, gastronomi, bal, likapa ve diğer yerel ürünler de turizmin bir parçası haline getirilebilir.
Rize'nin turizm potansiyeli yalnızca “görmek” üzerine değil, “yaşamak” üzerine kurulmalıdır.
Turist gelsin, fotoğraf çeksin ve gitsin anlayışından;
gelsin, birkaç gün kalsın, yürüsün, yesin, içsin, kültürümüzü tanısın, yaylaya çıksın, köyü görsün ve Rize'yi yaşayarak tanısın anlayışına geçmeliyiz.
HER VADİ BİR TURİZM ROTASI OLABİLİR
Rize'nin en önemli özelliklerinden biri, kısa mesafelerde birbirinden tamamen farklı coğrafi ve kültürel özelliklerin bulunmasıdır.
Denizden başlayıp birkaç saat içerisinde ormanlara, yaylalara ve yüksek dağlara ulaşabilirsiniz.
Bu özellik iyi değerlendirildiğinde her vadi kendi içerisinde bir turizm rotasına dönüştürülebilir.
Yürüyüş yolları, bisiklet rotaları, fotoğraf rotaları, şelale ve kanyon rotaları, yayla yolları, kültür rotaları ve gastronomi durakları oluşturulabilir.
Böylece turizm sadece birkaç noktaya sıkışmaz, Rize'nin tamamına yayılır.
DOĞAYI KORUMADAN TURİZM OLMAZ
Bugün turizmden söz ederken geçmişten farklı olarak bir gerçeği daha dikkate almak zorundayız:
Doğayı korumak artık turizmin ön şartıdır.
Ormanlarımız, derelerimiz, yaylalarımız, buzul göllerimiz, endemik bitkilerimiz ve yaban hayatımız korunmadığı takdirde gelecekte turistin göreceği bir Rize kalmayabilir.
Bu nedenle turizm yatırımı yapılırken “Ne kadar bina yapabiliriz?” sorusundan önce:
“Bu doğayı nasıl koruyarak turizm yapabiliriz?”
sorusunu sormalıyız.
Rize'nin geleceği betonlaşmada değil, doğayla uyumlu ve sürdürülebilir turizmde yatmaktadır.
SONUÇ OLARAK...
Rize'nin turizm potansiyeli tartışılmayacak kadar büyüktür.
Sorun potansiyelimizin olup olmaması değildir.
Sorun, bu potansiyeli nasıl değerlendireceğimizdir.
Tanıtım yapacağız.
Ulaşımı geliştireceğiz.
Konaklama imkânlarını çeşitlendireceğiz.
İnsanımızı eğiteceğiz.
Turizmi 12 aya yayacağız.
Köylerimizi ve yaylalarımızı turizmle buluşturacağız.
Ama bütün bunları yaparken doğamızı, kültürümüzü ve kimliğimizi koruyacağız.
Çünkü turizm, yalnızca turist getirme işi değildir.
Turizm, sahip olduğumuz değerleri gelecek nesillere aktarırken onlardan ekonomik ve sosyal değer üretme işidir.
Karanlıktan şikâyet etmek yerine herkes bir mum yakmalıdır.
Rize'nin turizm geleceğini yalnızca devletten, belediyelerden veya yatırımcılardan beklememeliyiz.
Her Rizeli üzerine düşeni yapmalıdır.
Birimiz tanıtmalı, birimiz yatırım yapmalı, birimiz yol göstermeli, birimiz turist ağırlamalı, birimiz doğayı korumalı, birimiz yöresel kültürü yaşatmalı...
Bütün bu küçük çabalar birleştiğinde büyük bir turizm hareketi ortaya çıkacaktır.
Belki o zaman yalnızca doğup büyüdüğümüz Rize'ye özlem duymakla kalmayacak;
Rize'nin her vadisini, her yaylasını, her köyünü, her deresini ve her güzelliğini yeni bir gözle keşfetmeye başlayacağız.
Ve belki bir gün Rize'yi anlatırken başkalarının güzelliklerine benzetmek zorunda kalmadan yalnızca şunu söyleyeceğiz:
“Burası Rize.”
Çünkü Rize'nin kendine ait anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi var.
Saygılarımla...
İbrahim COŞKUN - Çağrankaya Yaylası