Tarık dedik ya… Aslında bir isimden fazlasıydı. Tarık, fark edilmeyenlerin adıydı.
Tarık. Belki aramızda biriydi. Belki her hafta aynı safta durduğumuz ama hiç tanımadığımız biri.
Kim, kimin yoluna girecek dedik ya… Belki de asıl mesele, yollarımızın hiç kesişmemesi değil; kesiştiği hâlde durmamamız.
İşte o zaman sözler kısalır, anlam büyür. Kimse uzun uzun anlatmaz artık. Çünkü herkes ne yapması gerektiğini bilir. Bir bakış yeter, bir işaret yeter, bir selam yeter.
Yavaş yavaş değişir. Fark ettikçe değişir. Sorumluluk aldıkça değişir.
İnsan bazen en çok baktığı şeyi görmez. Her hafta aynı yüzler yan yana durur. Aynı insanlar aynı safta.
Kalp attığında hayat değişir dedim ya… Aslında mesele tam da budur.
“Biz gerçekten camiye gidiyor muyuz, yoksa sadece camiye uğrayıp geri mi dönüyoruz?”
Hutbe sadece kürsüde okunmaz. Hutbe bazen bir dükkânda başlar, bazen bir kapı tokmağında, bazen bir insanın “Ben yardım ederim” dediği anda.
“Biz gerçekten kardeş miyiz, yoksa sadece aynı safta duran yabancılar mı?”
Çünkü en tehlikelisi susmak değil alışmaktır. Açlığa alışmak. Yoksulluğa alışmak. Yalnızlığa alışmak. Kepenk kapatan esnafa alışmak. Okulu bırakan gence alışmak
Ama belki de artık hesaplaşma zamanı gelmiştir, dedim içimden. Başkasıyla değil… Kendimizle.
Bu bağlantı sizi https://www.gazeterize.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.