Bu sabah yine her zamanki gibi dükkânı açtık. Yarım saat kadar temizlik, düzen derken demli çaylar eşliğinde dükkânların önünde sohbete başladık.

Sohbetin konusu döndü dolaştı zamanla 12 Eylül 1980 darbesine geldi.
Aramızda 1965, 1966, 1968 ve 1970 doğumlu arkadaşlar vardı.
Herkes o günlere dair yaşadıklarını anlattı. Ben de o yıllarda çocuk sayılacak yaştaydım.
Olan biteni tam anlamıyla kavrayamıyordum ama yaşadığım korkuları ve hafızama kazınan anıları bugün bile unutamıyorum.
12 Eylül öncesinde İmam Hatip Lisesi'nde okuyorduk.
Okulumuz büyük olaylardan uzak kalmıştı ancak çevremizde yaşanan terör olayları hepimizi etkiliyordu.
Okulumuzun bir öğretmeni vurularak öldürülmesi, Bayram Abi' diye sloganlar atılan gençin sılahla vurukarak hayatını kaybetmesi ve şehirde yaşanan birçok acı olay hâlâ hafızamda canlılığını koruyor.
Ve her akşam TV. de haberlerde teröre kurban verilen gençleri sayıları saymak, Kısacası çok acı günlerdi.

12 Eylül sabahı ise bambaşka bir gündü.
Pekmezli Köyü'ndeyde evimizin yakın çevresinde. Amcamın 20 numara av tüfeğini almış, çocuk aklımla harman kuşlarının peşine düşmüştüm. Zincirli Köprü Kavşağı civarında askerler beni durdurdu. Tüfeğin kime ait olduğunu sordular. "Amcamın." dedim.
Bir asker sertçe, "Bugün darbe oldu, sokağa çıkma yasağı var. Sen bu yaşta elinde tüfekle ne geziyorsun?
Hemen eve git, amcana söyle bir daha sana tüfek vermesin." dedi.
Korkuyla eve doğru koştuğumu bugün gibi hatırlıyorum.
Bir başka gün, köyümüzde herkesin saygı duyduğu, bugün rahmetli olmuş bir ağabeyimizi almaya askerler gelmişti. Çocuk merakıyla uzaktan onları izliyordum.
Saat beşi geçmişti. Ve saat 5 ten sonra sokağa çıkma yasağı vardı çocukluk işte basıl yaklayacaklar götürecekler düşüncesiyle saat 17 00 geçirmiştim ve eve dönerken askerlerle karşılaştım.
"Dur!" dediler.
Kimliğimi sordular. Kimliğim yoktu. Adımı söyledim. Ne belli sen Emin Kanbur Sun belkide aradığımız şahıs sensin diye bir süre beni korkuttular. O an yaşadığım endişeyi tarif etmek mümkün değil. Sonra gitmeme izin verdiler ama o korku uzun süre üzerimden gitmedi.
Üçüncü anım ise dayılarımın evine misafirdim Veliköy'den Gündoğdu üzerinden Rize'ye dönerken yaşandı. Cumhuriyet Çay Fabrikası önünde askerler arama noktası oluşturmuşlardı otobüsleri durduruyor, herkesten kimlik istiyordu. Kimliği olmayanları sorgu için götürüyorlardı.
Benim de kimliğim yoktu.
Asker otobüse girdi. Tek tek yolculara kimlik sormaya başladı. Bana yaklaştıkça kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Soğuk terler döküyordum. Tam bana geldiğinde yüzüme baktı, hiçbir şey söylemeden beni geçip yanımdaki yolcuya döndü.
O an hissettiğim rahatlamayı ve birkaç saniye önce yaşadığım korkuyu bugün bile unutamıyorum.
Aradan onlarca yıl geçti. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Darbeler sadece yönetimleri değiştirmez; insanların ruhunda, özellikle de çocukların hafızasında derin izler bırakır. Asker ile millet arasına görünmez duvarlar örer, korkuyu günlük hayatın bir parçası hâline getirir.
O yıllarda yaşanan terör de, ardından gelen darbe de bu ülkeye büyük acılar yaşattı. Nice ocaklar söndü, nice hayatlar karardı.
En büyük temennim, Rabbım'in bu millete bir daha böyle karanlık günleri yaşatmamasıdır. Demokrasiye, hukuka ve millet iradesine sahip çıkmak; geçmişin acılarından ders alarak geleceği inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur.

Rabbım ülkemize huzur, birlik ve beraberlik nasip etsin.

Emin Kanbur / Vicdanın sesi.