Çayeli benim için özeldir. Ana tarafın Çayeli Büyükköy Yallakoz’dandır. Anamın dedesi Çayelili Medrese Alimi Yılancıoğlu Mehmet Efendidir.

Çayeli Merhum Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın, Rizelilerin Ağır Ağabeyi Orhan Keçeli’nin memleketidir. Dağlara yaylalara sevdalı Servet Çomoğlu’nun, yüreklere dokunan Sinan Özen ve Selçuk Balcı’nın memleketidir. Halil İbrahim, İsmail Hakkı, Hüseyin ve Muhammet Çiftçi (Kaknüs Yayınları ) kardeşlerin memleketidir.

Sinan Akçal iki hece ile anlatılır. Yürek. Eserlerini sırf kafiye uysun hece düzeni olsun diye yapmaz. Ama teması duygudur. Dünyayı bahşetseler ona nokta kadar edilmez.

SADELİK VE AHMET MESUT YILMAZ

Ahmet Mesut Yılmaz’ın yaşamı boyunca Rize hep birinci öncelik oldu. Her dönem Rize’den aday oldu. Milletvekilliği, Bakanlığı ve Başbakanlığı dönemlerinde Rize’ye yatırımları oldu. Gurbette kimliğinde Rizeli yazması, araç plakanın 53 olması onun dönemlerinde imtiyazdı. Çok sade yaşadı. Merhum Başbakan işte böylesine Rize siyasetinde iz bırakmış bir aileden geliyordu. Aktif siyaset sonrası yazdığım Rize konulu kitaplara ilgisi beni mutlu ediyordu. Bizim uşağımız, bizim kardeşimiz, bizim ağabeyimizdi o. Mitinglerinde alan yetmez Şeyh Cami’nin ve çevre binaların çatıları insan dolar taşardı. En son Beykoz’daki özel konutunda kendisini ziyaret etmiştim İki sözünden biri Rize idi. Ülkemde başbakanlık yapmış, hayatı hep yoğun tempoda geçmiş biri bana ad, ad, Rize’deki ortak tanıdıklarımızı soruyordu. Hasan Suşoğlu ile hatıralarını anlatırken yüzündeki tebessüme şahit oluyordum. O isimleri tek tek nasıl tanıdığına hem de benim de aynı kişileri tanıdığımı bilmesine şaşıyordum. Kitaplığından bağımsız bir Rize kitaplığı oluşturmuştu. Orada Rize üzerine araştırmalar yapan arkadaşlarımın ve benim kitaplarımı görmek beni çok mutlu etmişti. Ayrıca kütüphanesinde mükerrer olan kitapları ve kendi hakkında yazılan kitapları imzalayarak bana hediye ediyordu.

BİR VAKIF İNSAN ORHAN KEÇELİ VE RİZE VAKFI

Orhan Keçeli Rizelilerin ağır ağabeyidir. İstanbul'da sayısız sivil toplum kuruluşu siyasetin arka bahçesi kimliğine bürünürken onun tek hedefi Rize bayrağını yukarı taşımak oldu. Bir Rizeli haksızlığa uğradığında yanında oldu. Birileri Prof. Dr. Emin Gürses ve Prof. Mehmet Haberal ile geçmişinden korkar iken telefonundan onların numaralarını siler iken o dağ gibi arkalarında durdu. Sporun, siyasetin içinde aktif olarak yer aldı. Ama hiçbir zaman siyasi kimliğini Vakıf insanı olma kimliğinin önüne geçirmedi. İpsiz Recep'in hayatını kitaplaştırdı. Üstelik bu işi alanında ünlü bir isim olan Ergün Hiçyılmaz’a yaptırdı. Karasu’da Rize’de anıtlarını yaptırdı. Eğitim önemli dedi. On binlerce öğrenciye burs sağladı. Günümüze belli bir konuma gelmiş isimler bir zamanlar Rize Vakfı’nın bursiyeri oldu. İyi ki o var o olmazsa idi Rize Vakfı de siyasetin arka bahçesi olurdu.

DAR ZAMAN DOSTLARI: FEVZİ VE HAKKI SARUHAN

Çocukluk yıllarımda ailemizde Fevzi Saruhan ve Hakkı Saruhan isimleri dolaşır durur, annem ve babam hep onların güzelliklerinden hayır işlerinden söz ederlerdi. Görüştüğüm pek çok kişi, Fevzi ve Hakkı Saruhan kardeşlerin ‘dar zamanların dostu’ olduğunu söylüyordu. Rize’de bir naylon mağazasından Saruhan Şirketler Grubu’na uzanan yolculuğun baş mimarı idiler.

Turgut Özal, Anavatan Partisi’ni kurarken Fevzi Saruhan ile iki saat süren bir istişarede bulundu. Tavsiyelerini sordu. Fevzi Saruhan’ın tavsiyesi “Eski politikacıları yanınıza almayın, yeni insanlarla yola çıkın” şeklinde oldu. Şöyle de bir misal verdi: “On tane gömleğin var. Hepsini giydin çıkardın kirlidir. O kirlilerin içinden en temizini seçip giyeceksin, ama hangisini seçersen seç kirli olacaktır.“ demiştir. Bu Özal’ın çok hoşuna gitmiştir ve Özal, bu tavsiye üzerine eskileri almamaya özen göstermiştir. Hakkı Saruhan Atatürk Caddesi’nde Naylon Mağazası’na bir gün uzun boylu, cüsseli bir müşteri gelerek 50 numara fötr şapka istediğini söyler. Hakkı Bey, çok heyecanlanır, çünkü yıllardır rafında duran büyük numaralı şapkaya müşteri çıkmıştır. Hakkı Bey, müşteriye “Beyefendi 50 numaralı şapkayı hiçbir yerde bulamazsınız” deyince müşteri “Siz de bu şapkayı satacak kafayı hiçbir yerde bulamazsınız” diye karşılık verir.

Çaresizlikler sarar her yanını ve çare üstüne çare ararsın. Oysa çare hemen yanı başındadır. Siyaset bakış doğruyu görmene mani olur. Çayelispor için Gürbüz Yelkenci de öyledir. O Çayeli’nin kendisidir, öz evladır. Zaman akıp gidiyor. İş işten geçince “Gürbüz Yelkenci iyi insandı. Çayeli’nin Çayelispor’un değeriydi” demenin bir önemi yok. Yaşarken ne kadar yararlanıyoruz ondan … Değerine sahip çık Çayeli.

Yahya Bilgin Çayeli’nin cemiyet hayatına vakıf ve dernek çalışmalarına büyük katkılar sağlamış emek vermiş bir büyüğümüzdür. Bugün geçmişi hatırlatan Çayeli Derneği’nin çıkardığı Çayeli Dergisi’nde yazılar kaleme almış Çayeli kültürüne katkı sağlamıştır. Günümüzde sanal portalda Çayeli Tarihi Sayfasını yönetiyor. Geçmişi günümüze yarınlara taşıyor. Vefa adına güzel işlere imza atıyor. İyi ki varsın Yahya Abi…

Onun türküleri düştü dilime / Hasretinden yandım yandım ağladım.

Eski fotoğraflar geçti elime / Mustafa Sırtlı'yı andım ağladım"

“As beni karamişe” Çocukluğumun türküsüydü, Her tarafta bu türkü söyleniyor, kamyonların minibüslerin arkasında slogan olarak yer alıyordu. Bir türkü ancak bu kadar popüler olabilirdi. Türküsü dilden dile dolaşırken o sade yaşamı ve mütevazılığı hiç elden bırakmıyor, normal yaşantısına devam ediyordu. Ta ki Senseç Müzik Üretim’in sahibi İbrahim Sinaloğlu’dan bir telefon alıncaya kadar. ‘Yarın Unkapanı’na gelebilir misin? Bir arkadaşa albüm yapacağız. Senin eserlerinden yaralanmak istiyoruz.’ diyordu. Ertesi gün Hasan Yazıcı ile tanıştık. Yüzünde memleketimi, Çayeli’ni gördüm. Kısa sürede kaynaştık. Ve sonunda ortaya ‘Hamsi çıkacak aya’ isimli albüm çıktı. Albümde sözleri bana ait olan ‘Hamsi çıkacak aya’, ‘Fadime ile Temel’, ‘Oflu ile Rizeli’, ‘Geldik düğün evine’ isminde dört eserime yer vermişti. Üstelik çocukluğumun yıldızı, albümün isim parçası olarak benim eserimi belirliyordu. Şakalaşmalarımızda ona takılır “ As beni karamişe, vur baha kıtı kıtı derdım ( Kıtı kıtı : Rize ağzı ile yavaş yavaş demektir). Son görüşmelerimizde hep hüzünlüydü. Amansız hastalık alıp götürdü onu aramızdan.

Vakıf insanı kimdir? Güzeli gören, yanlışa duvar örendir. Nefret salan değil gönül alandır. Kibirle yol alan değil alttan alandır. Nefretine vakfını alet eden değil, kibrini vakıf kapısında bırakandır. Vakıf insanı ömrünü Çayeli’ne, memleketine vakfeden Ali Fuat Albayrak’tır. Vakıf ve dernekçiliğe kamuda bürokraside yükselme basamağı olarak görmeyen memleket sevgisini siyasi lider sevgisi ile değişmeyen vakıf veya derneğini siyasetin arka bahçesine dönüşmesine müsaade etmeyen güzel insanları tanıma şansım oldu. İstanbul’da da birçok sivil toplum kuruluşlarında görev aldı birçoğunun kurulmasında öncülük etti. Yaptıklarıyla, insanlara dokunmasıyla yüreklere iz bırakarak ayrıldı. İstanbul’da geldiğim ilk günlerde tanıştım onunla. Rize tarihi çalışmalarına daha yeni başlamıştım. Birçokları beni anlamaz ve anlattıklarımı bir hayal olarak görürken o beni dinledi, anladı, kucak açtı. Rize’ye dair ulaştığım her yeni bilgi en az benim kadar onu da heyecanlandırırdı. İstanbul’da Rize Dernekler Birliği’nin (RİDEVA) kuruluşunda, Rize Günleri’nin düzenlenmesinde öncülük etti. Ali Fuat Albayrak sevginin dostluğun kardeşliğin adıydı. Rahmetle anıyorum.

Bağlıydı sözüne / Bağlıydı özüne / İz bıraktı yeryüzüne / Hanefi Ağabeyim.

Hanefi Kulaksızoğlu Çayelili hemşerim canım ağabeyim sade yaşayan geçtiği her yerde sevgi bırakan yürek bırakan insandı. Erken gitti aramızdan. Hayata bakışışı şöyle anlatıyordu: “Bazen diyorum bu geçici dünya hayatını bu kadar büyütmeye gerek yoktu. Yeterdi dedelerime babama yeten basit bir ateşlik kenarı. Bazen de diyorum madem geldik bu dünyaya, kendi filmimiz de heyecanlı aksiyon dolu bir rolde oynayalım. Hangisi doğru kimse bilmiyor. Rabbım inşallah bizden razı olur gerisi boş... Evet dünya boş ama sana sevgimiz dopdolu abi…

Mahallenin Yakışıklı ağabeyleri vardır. Fiziksel yapılarından öte onlar yürekleriyle duruşlarıyla bu sıfatı hak ederler. Şenol Bayraktar ağabeyimizde Çayeli’nde Rize için öyledir. Çayelispor’da yetişip Rizespor’a büyük emekler veren Cabbar lakaplı değerli Ağabeyimiz Şenol Bayraktar futbolcu olarak verdiği hizmetlerin yanında örnek kişiliğiyle de iz bıraktı.Futbola Çayeli’nde başladı. Çayeli sporda yetişti. Rizespor’a geçti. 1984-85 Sezonunda 2. Ligde Rizespor’un kendi değerlerinden oluşturduğu ekiple şampiyon olan efsane kadrosunda yer aldı. Yer almakla kalmayıp, takım kalecisiz kalınca kaleye geçti. 90 dakika boyunca yol yemeyip 1-0 Rizespor’un kazandığı maçın kahramanı, şampiyonluğun mimarlarından oldu. Futbol hayatı sonrası Çayeli’nde mütevazi bir yaşam sürdürüyordu. Korona virüs salgınından dolayı Çayeli’nde sade bir şekilde toprağa verildi. O artık gönüllerde yaşıyor.

21 Şubat 2013 tarihinde aramızdan ayrılan Süleyman Kazmaz, kalemin yüreğini Rize’ye Rize kültürüne adamıştı. Kazmaz’ın ilk şiiri Rize Vilayet Gazetesinde 6 Ağustos 1931 tarihinde Süleyman imzasıyla yayınlanır. Küçük Süleyman, o zaman Rize Orta Mektebin 197 numaralı talebesidir. Bu şiirle yayın dünyasına merhaba diyen ve halk kültürü araştırmalarını aralıksız sürdüren Kazmaz, zaman içerisinde 41 kitap, yüzlerce makale, araştırma ve derlemeye imza atarak ülkemizin sanatını, kültürünü, güzelliklerini ve gerçek değerlerini dünyaya tanıtırdı. Her anında yeni bir eserin heyecanı ve paylaşma arzusu vardı. Yazdığım kitaplarda Rize tarihi çalışmalarımda bana yol ışık olmuştu. Cumhuriyet dönemi fikir ve sanat hayatında önemli bir yere sahipti, Rize sevdalısı idi.