“Biz gerçekten kardeş miyiz, yoksa sadece aynı safta duran yabancılar mı?”

Çünkü kardeşlik, selam verip geçmek değildir.
Kardeşlik, yük almaktır.
Kardeşlik, utanmadan kapı çalabilmektir.
Kardeşlik, ‘Ben varım’ diyebilmektir.

Dedim ki:

“Bir caminin ışıkları gece yanıyorsa ama bir ev karanlıksa,
orada eksik bir şey vardır.
Bir caminin halısı tertemizse ama bir öğrencinin ayakkabısı yırtıksa,
orada eksik bir şey vardır.
Bir caminin kasası doluyken bir esnaf borçtan kıvranıyorsa,
orada eksik bir şey vardır.”

Ve o eksik şey para değildir sadece.
Plan değildir sadece.
Organizasyon değildir sadece.

O eksik şey hissetmektir.

Hissetmeyen cemaat kalabalıktır.
Hisseden cemaat topluluktur.
Hisseden cemaat ümmettir.

Sonra şunu söyledim:

“Belki de Allah bize her cuma aynı sahneyi gösteriyor:
Yan yana duran insanlar.
Aynı kıbleye dönen insanlar.
Aynı sözleri tekrar eden insanlar.

Ve soruyor:
‘Hayatınızda da böyle misiniz?’”

Eğer cevabımız sessizlikse,
işte mesele oradadır.

Son sözüm şuydu:

“Cami değişirse mahalle değişir demeyin.
Mahalle değişirse cami değişir.
Çünkü cami taş değildir,
cami biziz.

Biz ne kadarsak, cami o kadardır.”

Ve şimdi artık gerçekten son:

Cuma bittiğinde
ayakkabılarınızı giyerken bir an durun.
Yanınızdaki insana bakın.
Belki o, yardım bekleyen kişidir.
Belki siz, onun duası olacaksınızdır.

Belki de bir mahallenin kaderi
tam o kapı eşiğinde yazılacaktır.