Çaykur ve Çay Üreticisinin Çığlığı Son günlerde kamuoyunda sistemli bir söylem dolaşıma sokuluyor: “Çaykur batıyor… Borcu var… Satılacak…”
Bu cümleler muhalefet cephesinden de, iktidara yakın bazı çevrelerden de, kimi gazete sahiplerinden sistematik bir şekilde dile getiriliyor .
Sanki bir ağız birliği yapılmışcasına aynı iddia tekrar ediliyor.
Peki soralım:
Bu algının amacı nedir?
Kime hizmet etmektedir?
Ve en önemlisi, neden tam da 2026 yaş çay sezonunun arifesinde bu söylemler yoğunlaştırılmaktadır?
Çaykur’un idealist bir yönetimi olduğu, üretici nezdinde karşılık bulduğu ve uzun yıllara dayalı hizmet anlayışıyla siyasi desteğin alındığı bir gerçekken; “batıyor, satılıyor” söyleminin ısrarla pompalanması masum bir tartışma mıdır?
Yoksa kamuoyunu belirli bir zemine hazırlama çabası mı?
Asıl olan bir Gerçek göz ardı ediliyor:
Erozyona Uğrayan yaş Çay Üreticisi.
Algılar bir yana, sahadaki gerçekler çok daha nettir.
Uygulanan alım politikaları ve fiyat dengeleri nedeniyle yaş çay üreticisinin alım gücü yaklaşık son 4 yılda %50 oranında erimiştir.
2022 yılında bir ekmek 5 tl iken 1 kg. çay 11 tl den satılıyordu. Üreticinin kazancı yarı yarıya düşmüştür.
ve bir önemli başlıkta Yanlış hasadın bedelini bahçeler ödemiş, birçok çaylık neredeyse “çalı süpürgesi” görünümüne bürünmüştür.
hiç kuşkusuz En büyük kayıplardan biri ise DESTEKLEME PRİMİDİR uygulaması idi.
Destekleme primi, üretici için sadece ek gelir değil; sezön öncesi bahçelerin tarıma hazırlanması için hayatı bir teminattı.
Bu teminatın zayıflaması, doğrudan doğruya üreticinin direncini kırmıştır.
Ve bugün geldiğimiz noktada soru şudur:
Bu kadar hayati bir meselede neden geniş bir sessizlik hâkim?
Sessizlik Kimin Lehine?
Sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, temsilciler… Çay üzerinden ticaret yapan yapılar… Neredeler?
Bir istisna dışında ki o da MÜSİAD , başka kayda değer bir ses yükselmiyor.
Oysa 2026 yaş çay sezonunun açılmasına sayılı günler kalmışken; üreticinin hukuksal güvencesi olacak bir Çay Kanunu için kamuoyu oluşturulması gerekmez mi?
Eğer gerçekten çay sektörü düşünülseydi; sezon öncesi üreticinin beklentileri masaya yatırılır, tarladaki müstahsile güven verecek açıklamalar yapılırdı.
Bunun yerine Çaykur’un borç söylemleri üzerinden yürüyen bir tartışma tercih ediliyor.
Bu durum insanın aklına şu soruyu getiriyor:
Çaykur üzerinden bir beklentisi olan sermaye çevrelerinin oluşturduğu bir spekülasyon mu izliyoruz?
Algı yönetimi ile zemin mi hazırlanıyor?
Çay, Rize’nin Can Damarıdır
Çay yalnızca bir tarım ürünü değildir.
Çay, Rize’nin ve bölgenin ekonomik omurgasıdır.
Çay demek esnaf demek, nakliyeci demek, işçi demek, aile demektir.
Çayın zayıflaması, doğrudan doğruya Rize ekonomisinin zayıflaması anlamına gelir.
2023 24 ve 25 yıllarındaki kayıpların 2026’da da tekrar etmesi halinde; üreticinin mağduriyeti kalıcı hale gelecek, bölge ekonomisi ciddi bir daralma yaşayacaktır.
Bu yüzden çağrımız nettir:
Ticaret odaları, Esnaf ve sanatkarlar odaları, Tarım kredi birlikleri, Ziraat odaları ve çaydan geçimini sağlayan tüm kesimlerin temsilcileri artık suskunluğu bırakmalıdır.
Çay Kanunu için gerekli hukuki zemin oluşturulmalı, üreticinin hakkı güvence altına alınmalıdır.
Son Söz
Sermayenin beklentilerine göre değil, üreticinin emeğine göre konuşulmalıdır.
Algılarla değil, alın teriyle yol çizilmelidir.
Çay bu toprakların bereketidir.
Bu bereketi korumak, sadece bir kurumun değil; bir bölgenin, bir vicdanın meselesidir.
Sermayenin değil, çay üreticisinin sesine kulak verin.
Emin Kanbur / Vicdanın Sesi