1 milyon nüfuslu büyük bir Yaş Çay üreticisi ailesiyiz. Bu ailenin artık “Biz de varız, hakkımızı istiyoruz” demesi gerekiyor.

2026’ya Girerken Türk Çayının Sessiz Çığlığı.

Yeni yıla girdik. Yılın ilk ayındayız, yaklaşan 2026 yılı yaş çay sezonu vesilesiyle bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Çünkü tablo ağır, sorunlar derin ve artık görmezden gelinemeyecek kadar can yakıcı.

Son üç yıla baktığımızda, çayın alım gücü en basit ve yüzeysel hesapla bile temel ihtiyacımız ekmek karşısında yaklaşık yüzde elli oranında erimiş durumda.

Özellikle son üç-dört yıl, çay üreticisi için kayıplarla dolu bir dönem oldu.

Buna rağmen hâlâ “kazanılmış hak” olarak adlandırdığımız destekleme primi kaybını geri verin demektense halen tartışma konusu ediliyor.

Ancak mesele yalnızca fiyat ya da prim meselesi değil.

Asıl büyük tehlike, son beş yılda hızlanarak, ve derinleşerek Türk çayının kalitesinin ciddi biçimde düşmesidir.

Çayda çöp oranının artması, “ekstrakt” adı altında doğal ya da daha kötüsü kimyasal boyaların devreye girmesi kalitenin ve damak tadının dibe vurması ve dahada kötüsü, sahadan gelen uyarıların dikkate alınmaması bu düşüşün en net göstergeleridir.

Rahmet de babaannem le çay hasat ederken ilk çay toplama yıllarım da bana derdi ki, torunum devlet bize yeşil yapraklara para veriyor aman ha sakin makasın torbasın dakı çayları beze boşaltır ken sarı odunları dışarıya at yoksa helal gelirimize haram bulaştırırsın derdi bu algı bile öylesine deformasyon a uğradıkı ve sonuç olarak, Yanlış ve kötü hasat yöntemleri yüzünden çay bahçeleri adeta yıpratıldı. Kör yapraklar, koyu yeşil olması gereken sağlıklı hasad edilmiş çay bahçeleri kalmadı; çay toplanmış bahçeler neredeyse “Çalı Süpürgesine” dönüştü.

İşte bu sorunlar yumağıyla 2026’ya “merhaba” dedik.

Bu yazıdaki amacımız sadece dert yanmak değil.

Amacımız kamuoyu oluşturmak. Çay bahçesi sahiplerini, çay üreticilerini bilgilendirmek.

Temsiliyetteki yetersizlikleri ve bencillikleri açıkça ortaya koymak.

Bugün yaklaşık 215 bin üreticiyle, 1 milyon nüfuslu büyük bir çay ailesiyiz. Bu ailenin artık “Biz de varız, hakkımızı istiyoruz” demesi gerekiyor.

Çünkü görünen o ki, bugüne kadar hep yüzeysel çözümlerle, günübirlik ve vitrini süsleyen söylemlerle yol alınmaya çalışıldı. Tribünlere oynamak adına yapılan bu yaklaşımlar, Türk çayının gerçek sorunlarını çözmekten çok uzak kaldı.

Oysa bugün Türk çayı, bu yüzeysel çözümlerin çok ötesinde, yapısal bir krizle karşı karşıyadır.

Artık örgütlenmek, gerekirse salonları ve meydanları doldurmak, hakkımızı güçlü bir şekilde talep etmek tek çözüm yolu hâline geldi.

Çünkü yine pazarlık ortamları dönmeye başladı.

Kotu hasada neden olan, alin teri emek hissizliği, düşük fiyat uygulaması, ve karşılığı “kontrolsüz alım” uygulamaları, yüz binlerce ton çay çöpünün siyah çaya bir şekilde dahil edilmesi ve paketlere girmesi; bu çayın tiryakinin mutfağına, demliğine kadar ulaşması kaliteyi dibe vurdu.

Çay çöpünü önleyemeyen bu sistem uygulamada kalmasıyla kaliteli Siyah Çaydan söz etmek mümkün değil.

Sorunlar büyük. Bu sorunları çözmek için önce Siyasiler ve Yöneticiler tarafından sorunları görmek gerekiyor.

Görmeyenlerin de gözünün önüne, bu gerçekleri kocaman bir afiş gibi asmak artık kaçınılmazdır.

Sözüm kısası, sorunlara çözümü Sermaye sahiplerinin serzenişlerinde aramaktansa, ilgili STK. lar ve Türk Çayının gerçek sahibi Yaş Çay Üreticilerinin yüksek sesle bu sorunları dile getirmesinde arama zamanı gelmiştir.

Emin Kanbur / Vicdanın sesi