Bilhassa son yıllarda yaş çay sektöründe; gerek yaş yaprak üreticileri gerekse çay sanayiinde helal–haram kavramı ciddi bir erozyona uğramış, neredeyse yok sayılır hâle gelmiştir.
Elbette bu çöküş sektördeki herkes için geçerli değildir; ancak inkâr edilemeyecek kadar geniş bir alanı kapsadığı da acı bir gerçektir.
Kimlerden bahsettiğimiz, uygulamalara bakıldığında açıkça ortadadır.
Bilindiği üzere her yıl Nisan–Mayıs aylarında yaş çay yaprağının kilogram taban fiyatı açıklanırdı.
Taban fiyat diyoruz; çünkü üretici bunu yıllarca böyle bildi, böyle algıladı.
Ancak son yıllarda bu kavram bilinçli şekilde “referans fiyat” adı altında sulandırılmakta, siyasi erk tarafından da bu şekilde telaffuz edilmektedir.
Açıklanan bu sözde referans fiyat, yaş çayın gerçek maliyetinin ancak birkaç lira üzerinde belirlenmektedir. Örneğin; 25,45 TL olarak açıklanan bir yaş yaprak fiyatında, maliyet yaklaşık 21–22 TL civarındadır.
Üzerine ise 2 veya 3 tl kâr eklenerek fiyat ilan edilmektedir.
Sektörün lokomotifi olan ÇAYKUR, yaklaşık 1,5 milyon tonluk yaş çay üretiminin yaklaşık %50’sini, ortalama 750 bin tonunu bu fiyat üzerinden satın almaktadır.
Kalan %50’lik bölüm ise özel sektöre üretici mahkûm edilmektedir.
İşte helal–haram, hak kavramlarının dibe vurduğu yer tam olarak burasıdır.
Özel sektörün yaklaşık %99’u, açıklanan bu referans fiyatının %30–40 altında, yani 17 TL civarında yaş yaprak alımı yapmaktadır.
Defalarca dile getirdiğimiz gibi; yaş çay yaprağı hububat değildir, fındık fıstık kuru yemiş değildir, depolanamaz. Olgunlaştığında hasat için üreticinin elinde yalnızca birkaç gün vardır.
Manava, pazara, sebze haline, el arabasıyla sokağa çıkarıp satabileceğiniz bir ürün değildir.
Sanayi mamulü olduğu için, ÇAYKUR kotası dışında kalan mahsulü üretici özel sektöre satmaya mecburdur.
Özel sektör bu mecburiyeti rant kapısına çevirmiş, 25,45 TL’lik yaş yaprağı 17 TL’ye kadar düşürerek alım yapmıştır.
Bu alım politikası, helali, haramı, hakkı, hukuku yerle bir etmiştir.
Sonuç ne olmuştur?
Yıllarca “Aman evladım, aman torunum; şu yeşil yapraklara para veriliyor, sarı odunsu kısımları çaya katmayın; helal kazancımızı haram etmeyin” diye yetiştirilen yaş çay üreticisi, bu sistem karşısında helal hasat anlayışını terk etmek zorunda bırakılmıştır ve nispet yaparcasına karşılık vermiştir.
Bugün makaslar, çay toplama makineleri bahçelere acımasızca daldırılmak ta; bahçeler adeta çalı süpürgesine çevrilmektedir.
Yaş yaprak hasadinda %10’un üzerinde odun oranı, Türk çaycılığını geri dönülmez bir noktaya sürüklemiştir.
Yetmemiş; imalat sonrası çöp niteliğindeki atıklar dahi paketlenerek çay tiryakilerine satılmış, böylece Türk siyah çayı tarihinin en kötü yıllarını yaşamaya başlamıştır.
Bugün gelinen noktada şu gerçek çok nettir:
Eğer helal–haram anlayışı,
eğer hak bilinci bu yanlışları durduramıyorsa;
tek çözüm hukuki düzenlemedir.
2026 yılı çay sezonunun arefesinde, acilen hukuksal bir düzenleme yapılmalı, bu çok kotu gidişata yasal olarak “dur” denilmelidir.
Aksi hâlde düşük fiyat politikasıyla verimsiz çay bahçeleri ormana, kuru çay ise odun, çöp ve boya karışımı bir ürüne dönüşecek; Türk çayı damak tadını ve içilebilirliğini tamamen kaybedecektir.
Ve her zamanki gibi fatura yine üreticiye, yani bu bahçelerin gerçek sahipleri olan biz yaş çay üreticilerine kesilecektir.
Buradan açıkça çağrım şudur:
Sermayenin çay sektörünü yönlendirmesine artık dur denmelidir.
Sırf para kazanılacak diye çayın evrim geçirmesine izin verilmemelidir.
Çay üreticilerinin STK ları ve duyarlı kurumlar bu gidişata tepkisini ortaya koymalıdır.
Çay Kanunu artık bir tercih değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Emin Kanbur / Yaş Çay Üreticisi