Şunu da açıkça yazalım ki yarın kimse “biz bilmiyorduk” demesin: Bugün ÇAYKUR üzerinden yürüyen tartışmalar, bir başarıyı gölgelemek içindir.
Başarının kendisini değil,
onun doğurduğu rahatsızlığı görüyoruz.
Bir kurum yıllar sonra ilk kez
ayağını yorganına göre uzatıyorsa,
hesap sorulabilir hale geliyorsa,
üreticinin yüzü biraz olsun gülüyorsa…
işte tam o anda düğmeye basılır.
Çünkü düzen böyle çalışır.
Değişim başladığında önce fısıltı gelir,
yetmezse iftira gelir,
olmazsa bağırma gelir.
Biz bu filmi daha önce gördük.
Ama bu kez fark şu:
Bu kez susan yok.
Bu kez yazan var.
Bu kez kayıt tutan var.
Ve kayıt tutulduğunda,
yalan uzun süre ayakta kalamaz.
Şunu netleştirelim:
Eleştiri başımızın üstüne.
Soru sorulsun, hesap istensin.
Ama samimiyetle.
Ama aynı ölçüyle.
Ama dün de bugün de.
Dün susup bugün bağıranların,
kurum toparlanırken “kaygılananların”
derdi ÇAYKUR değildir.
Bizim derdimiz nettir:
* Kurum zarar etmesin
* Üretici ezilmesin
* Kamu malı savrulmasın
Bu üçü sağlanıyorsa,
geri kalan her şey tali meseledir.
Bugün ÇAYKUR’da atılan adımlar
mükemmel olmak zorunda değil.
Ama doğru yönde olmak zorunda.
Ve doğru yönde atılan her adım,
desteklenmek zorundadır.
Çünkü doğruyu yalnız bırakırsanız,
yanlış cesaretlenir.
Biz yanlışın cesaretlenmesine izin vermeyeceğiz.
O yüzden tekrar ediyoruz:
ÇAYKUR yazmaya devam.
Üretici için yazmaya devam.
Hesap verebilir devlet için yazmaya devam.
Bu bir kampanya değil.
Bu bir öfke dili değil.
Bu, uzun soluklu bir vicdan nöbetidir.
Ve vicdan nöbetinde
uykuya dalınmaz.